Connect with us

Daily Agenda

MHP Lideri Devlet Bahçeli’den Suriye çıkışı: SDG kürtleri temsil etmiyor

Published

on


MHP Lideri Devlet Bahçeli, Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulundu.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklmasının tamamı:

Suriye’de SDG’nın, ülkenin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde fiilî kontrol alanları oluşturması, yeniden inşa ve istikrar sürecinin önündeki en temel engellerden biri hâline gelmiştir. Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimi, parçalı yapıyı sona erdirerek merkezi devlet otoritesini yeniden tesis etmeyi temel öncelik olarak belirlemiştir. Bu çerçevede 10 Mart 2025 tarihinde SDG ile varılan mutabakat, örgütün silahlı varlığının sona erdirilmesi ve devlet kurumlarına entegrasyonu açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Ancak aradan geçen yaklaşık on ayda SDG elebaşlığı, mutabakatın ruhu ve hükümleriyle açık biçimde çelişen bir tutum sergilemiş; özerklik ve federasyon taleplerini gündemde tutarak süreci oyalamaya çalışmıştır. Bu yaklaşım, Şam yönetimi tarafından Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik açık bir tehdit olarak algılanmıştır. Merkezi hükümetin bu süreçteki tutumunu güçlendiren en önemli faktörlerden biri, Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına verdiği açık ve kararlı destek olmuştur. Suriye merkezî hükumetinin, uzlaşılan mutabakat gereğince SDG’nin varlığını sonlandırması ve merkezi yönetime entegre olmasına yönelik çağrısına SDG elebaşı Mazlum Abdi, İsrail’den aldığı destek ve tahrik sonucu olumlu cevap vermemiştir. Mazlum Abdi, özerklik/federasyon talebini dile getirmekle Şam yönetiminden taviz alma girişimlerinde bulunmuşsa da Şara yönetimi ülkede siyasi birlik ve sınır bütünlüğünün tesisinde kararlı davranmıştır. Türkiye’nin de her fırsatta Suriye’nin üniter bir yapıya sahip olması gerektiğine dair söylemde bulunması, Şara’ya güç vermiş ve SDG tarafının ayak diremesine karşı merkezi hükümeti cesaretlendirmiştir.

ŞAM YÖNETİMİ ÜLKENİN TAMAMINDA KONTROLÜ SAĞLAMA İRADESİNİ ORTAYA KOYDU

SDG’nin 10 Mart mutabakatının gereklerini yerine getirmemesi, hem Ankara’dan hem de Şam’dan ciddi tepkilerin yükselmesine sebep olmuştur. 2025 yılının son günlerinde başlayan askeri hareketlilik, Halep’te halen silahlı unsurlarını tutan SDG’ye karşı operasyonların başlatılmasıyla yeni bir aşamaya geçmiş, Halep kısa sürede SDG’li terörist unsurlardan ve ona destek çıkan Esad rejimi kalıntılarından temizlenmiştir. Halep’in doğusuna doğru hareket eden Suriye ordusu, son olarak Fırat Nehri’nin batısında SDG işgalindeki Deyr Hafir’den sonra Meskene’yi ve 34 köy ve kasabayı kontrolüne almış, Suriye ordusu unsurları birliklerini Rakka’nın güneybatısında toplamaya başlamıştır. Suriye ordusu, 17 Ocak sabah saatlerinde, Fırat’ın batısındaki bölgenin askeri kapalı bölge ilan edildiğini duyurmuş, bölgedeki sivilleri PKK terör milislerinin mevzilerinden ve SDG’nin müttefiki devrik rejim kalıntılarından derhal uzak durmaya çağırmıştır. Suriye ordusunun SDG/PKK karşısında sahada gösterdiği üstünlük, Şam yönetiminin ülkenin tamamında kontrolü sağlama iradesini ortaya koymakla kalmamış, SDG’nin iddia ettiği kadar güçlü ve etkin olmadığı gerçeğini de ifşa etmiştir. Diğer yandan, SDG’nin kontrol ettiği bölgede yaşayan birçok Kürt ve Arap aşiretinin SDG’nin varlığından rahatsızlık duyduğu, Şam yönetiminin egemenliğini tercih ettiği ve Suriye Ordusu ile SDG arasında yaşanacak olası bir çatışmada Şam tarafının yanında yer alacağı bu süreçte daha net anlaşılmıştır. Suriye ordusunun 17 ve 18 Ocak tarihlerinde Rakka’ya doğru ilerlediği süreçte birçok aşiret üst üste Suriye merkezi yönetiminin yanında olduğunu açıklamıştır.

SDG’NİN MANEVRA ALANINI DARALDI

Doğru olan da budur, zira Tasfiye. Bu gelişmeler, SDG’nin çoğunluğu Araplardan oluşan bir coğrafyayı silah zoruyla kontrol altında tutamayacağını ve tutmak istese de Şam yönetimi ile SDG’ye karşı çıkan yerel unsurların işbirliğiyle SDG’ye fırsat verilmeyeceğine işaret etmiştir. Bu tablo, SDG/PKK açısından zamanın artık lehlerine işlemediğini göstermektedir. Nitekim 17 Ocak tarihinde SDG terör örgütü adına Mazlum Abdi’nin “Dost ülkelerin ve arabulucuların çağrıları üzerine; entegrasyon sürecini tamamlama konusundaki iyi niyetimizi göstermek ve 10 Mart anlaşmasının maddelerini uygulamaya olan bağlılığımız gereği; Fırat’ın doğusuna çekilme kararı aldıklarını” açıklaması Suriye ordusunun caydırıcılığı çerçevesinde olsa da 10 mart mutabakatının yerine getirilmesi bakımından önemli bir aşamadır. Şam yönetimi, sahada doğrudan ve kapsamlı bir askerî çatışmaya girmeden; siyasi meşruiyetini, bölgesel dengeleri ve yerel unsurların memnuniyetsizliğini kullanarak SDG’nin manevra alanını daraltan bir strateji izlemektedir. Bu yaklaşım, merkezi otoritenin yeniden tesisine yönelik kararlılığın sadece söylem düzeyinde kalmadığını, aşamalı ve kontrollü bir planlamaya dayandığını ortaya koymaktadır.

ANKARA’NIN YAKLAŞIMI ŞAM YÖNETİMİNİN ELİNİ GÜÇLENDİRMEKTE

SDG’nin özerklik veya federasyon ısrarı, sahadaki sosyolojik gerçeklikle giderek daha fazla çelişmektedir. Kontrol ettiği alanların büyük bölümünde Arap nüfusun ağırlıkta olması, yerel aşiretlerin dışlayıcı ve ideolojik bir yapı olarak algıladıkları SDG yönetimine mesafeli yaklaşmaları ve ekonomik–askerî yükümlülüklerden kaynaklanan rahatsızlıklar, örgütün toplumsal tabanını zayıflatmaktadır. Bu durum, SDG’nin uzun vadede silahlı zor yoluyla mevcut statükoyu devam ettirmesinin sürdürülebilir olmadığını göstermektedir. Öte yandan Türkiye’nin, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısına ilişkin tutarlı ve net söylemi, sahadaki denklemi doğrudan etkilemektedir. Ankara’nın bu yaklaşımı, hem Şam yönetiminin elini güçlendirmekte hem de SDG’nin dış destek beklentilerini sınırlayan bir caydırıcılık üretmektedir. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini merkeze alan bu tutum, SDG’nin “koruyucu şemsiye” arayışlarını da giderek daha kırılgan hâle getirmektedir. Bu çerçevede bakıldığında, SDG’nin önünde üç temel seçenek bulunduğu söylenebilir: Bunlar; Merkezi hükümetle bütünleşmeyi kabul ederek silahlı ve siyasi iddialarından geri adım atmak; Mevcut statükoyu sürdürmeye çalışarak askerî ve siyasi baskının giderek artmasını göze almak; Dış aktörlere dayanarak zaman kazanmaya çalışmaktır.

YPG/SDG VE ALTINDAKİ TÜM YAPILANMALAR HIZLA VE TAMAMEN FESHEDİLMELİ

Mevcut bölgesel konjonktür ve sahadaki güç dengeleri ile yaşanan gelişmeler SDG/PKK’nın iddia ettiği ölçüde güçlü, vazgeçilmez ve alternatifsiz bir aktör olmadığını; aksine, merkezi devlet otoritesi, bölgesel aktörlerin tutumu ve yerel sosyolojik dinamikler karşısında giderek sıkıştığını göstermektedir. Dolayısıyla tek ve makul seçenek: Suriye’nin birlik ve bütünlüğünde karar kılmak ve 10 Mart mutabakatının gereklerini tam manasıyla yerine getirmektir. Çatışmanın kimseye fayda getirmeyeceği ortadadır. Suriye’nin yeniden yapılanmasının anahtarı Suriye ordusunun tek bir çatı altında bütüncül bir şekilde toplanmasıdır. Suriye ordusunun yeniden yapılanması için çatışma döneminden kalan alışkanlıklar sona ermelidir. YPG/SDG ve altındaki tüm yapılanmalar hızla ve tamamen feshedilmeli, ilgili kurumlara geri dönüşü olmayacak şekilde bağlanmalıdır. Önümüzdeki süreçte, Suriye sahasında belirleyici olacak unsur, silahlı dayatmalar değil; merkezi otoritenin yeniden inşası ve yerel unsurların bu sürece ne ölçüde entegre edileceğidir.

Şara’nın Kürt dili ve kültürüne ilişkin yaptığı açıklama ve imzaladığı 13 sayılı kararnameyle; Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının asli ve ayrılmaz bir parçası, kültürel ve dilsel kimliklerinin çokluk içinde birlik taşıyan Suriye ulusal kimliğinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu belirtmiş olmasının birlik ve istikrarın tesisi için olumlu etkisi olacaktır. Söz konusu kararname, üniter yapı tesis etmeye ve terör örgütlerinin kontrol sahalarını bertaraf etmeye yönelik kararlılığın toplumsal mutabakatla desteklenmek istendiğini göstermiştir. Toplumsal uzlaşma ve birliğin güçlendirilmesine yönelik olumlu bir adım olan kararname, SDG’ye yönelik bir taviz olmayıp tam aksine SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğu yönündeki temelsiz iddiasını zayıflatan bir gelişme olmuştur. Kürtlere ilişkin hükümler içeren kararnamenin, “Suriye Vatandaşlığı” kavramının güçlendirilmesi, daha geniş kitleler tarafından benimsenmesi ve etnik temelde ayrılıkçılık talep eden görüşlerin zayıflatılması gibi etkileri olacaktır.

Bu kararname, Suriye’de yaşayan “Türkmen” gibi diğer etnik kökenli unsurların aleyhine bir durum olmayıp, yeni Suriye Cumhuriyeti Anayasası hazırlanırken, Türkmenler gibi asli unsurların kültürel haklarının görmezden gelinemeyeceğine işaret etmektedir. Zira Kürtlere sunulan bu hakların belli bir gruba yönelik imtiyaz olarak değerlendirilmesinin milli birlik ve beraberliği riske atabileceği açıktır ve bu konuda dikkatli olunmalıdır. Bu doğrultuda vatandaşlık hakkını elde edememiş ve kimliksiz kalmış Kürtler ile Kürt dili konusundaki düzenlemelerin ülke genelinde diğer gruplar için de aynı şekilde yapılması, Suriye genelinde demokratik ve kapsayıcı bir kültürel ve siyasal atmosfer oluşmasını sağlayacaktır.

10 MART MUTABAKATININ BİR AN ÖNCE UYGULANMALI

Bununla birlikte 10 Mart mutabakatının bir an önce tüm maddeleri ile uygulanması için adımlar ciddiyetle atılmaya devam edilmelidir. SDG’nin Fırat’ın batısından çekilmiş olması önemlidir ve Suriye hükümeti kısa sürede bu bölgelerde istikrarı tamamen sağlayabilecek ve yaşamı normalleştirecektir. Fakat Fırat’ın batısıyla da sınırlı kalınmamalı, Irak’takine benzer bir federasyon peşinde koşma hayalinden vaz geçilmelidir. Suriye, Fırat’ın batısı ve doğusu şeklinde yapay, coğrafi veya etnik bölünmelerle parçalanmamalıdır. Suriye Hükümeti tüm Suriye sathında egemen olmalı, her yere hizmet götürmeli, doğal kaynakları kontrol etmeli ve istikrarı sağlamalıdır. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasal birliği çerçevesine aykırı olabilecek herhangi bir model yerine Suriye’nin ortaklıklara vurgu yapan demokratik temelde, kapsayıcı ve uzlaştırıcı bir Cumhuriyet olarak inşa edilmesi sağlanmalıdır.

Şara’nın Suriyeli Kürtlerle terör örgütü SDG’yi birbirinden ayıran, Kürt kökenli Suriye vatandaşlarına yönelik kapsayıcı, bütünleştirici, onların temel hak ve özgürlüklerinin anayasal çerçevede güvence altında olduğunu ifade eden bir kararname yayımlaması bu anlamda önemli ve takdire şayan bir adımdır. Ardından kamuoyuna yaptığı açıklama da Suriye’nin birliği ve bütünlüğü konusundaki kararlılığın ve samimiyetin ifadesi olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeni Suriye’de kapsayıcı, kucaklayıcı, uzlaşmacı, tüm etnik ve dini unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan “Suriye vatandaşlığında” bütünleştiren, demokratik, istikrarlı, temsil adaletine ve serbest seçimlere dayalı temel hak ve hürriyetlerin korunmasını esas alan bir anlayışla Anayasa yapılmasını önermiştik. Peşinen söylemeliyim ki 16 Ocak 2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanının “Anayasal beyanname hükümlerine dayanarak, yüksek ulusal menfaatlerin gereklilikleri uyarınca, devletin ulusal birliğini güçlendirme, tüm Suriyeli vatandaşlar için kültürel ve sivil hakları tanıma konusundaki rolü ve sorumluluğuna binaen” yayımladığı 2026/13 sayılı Kararname, düşüncelerimize ve önerilerimize uygun bir içeriğe sahiptir.

Kararname çıkar çıkmaz kerameti kendinden menkul bir güruh, bilimsel veriye, akademik ve ahlaki tutarlılığa ve gerçeklere dayalı olmayan bir kirliliğe yönelmişler, medya ve sosyal medya aracılığı ile bu gelişmeyi kötü gösterme yarışına girmişlerdir. Soruyorum !

Suriyeli Kürt vatandaşların, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilmesi, kültürel ve dilsel kimliklerinin çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmasının;

Devletin, kültürel ve dilsel çeşitliliği korumasının, Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını, sanatlarını yaşatma ve ana dillerini geliştirme hakkının güvence altına alınmasının,

Kürtçenin, ulusal bir dil olarak kabul edilerek Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilmesinin, ayrıca 21 Mart’ın “Nevruz Bayramı” olarak resmî tatil ilan edilmesinin Suriye ve bölge için ne gibi mahzuru olacaktır?

Bize göre mezkur Kararname; isabetli, anlamlı, Suriye’de birlik ve bütünlüğü tahkim etme yönünde doğru zamanda atılmış önemli bir adımdır. Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerdeki okullarda Kürtçeyi seçmeli ders olarak öğretme hakkı tanınması hususu, “resmi dil” ile dil özgürlüğünün birbirinden ayrılması suretiyle değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Her insanın ana dili ana sütü gibi haktır. Ancak kamusal ve siyasal alanda herkesin anlayacağı ortak bir dilde konuşmak, kamusal menfaatlerin, farklı kimliklerin ve toplumsal eşitliğin bir dil üzerinden inşasının, birlik ve bütünlüğün gereğidir. Sosyolojik ve kültürel bir tanımlama olarak ifade edilen ulusal dil ile resmi dilin de bu anlamda ayrıştırılması bilimin ve aklın gereğidir.

SURİYE’DE MİLLİ BİRLİĞİN TESİS VE TEMİN EDİLMESİ ACİL VE İHMAL EDİLEMEZ

Suriye’nin etnik ve dinî yapısı oldukça çeşitlidir ve bu çeşitlilik, ülkenin karmaşık sosyal, siyasî ve kültürel yapısını şekillendiren önemli bir unsurdur. Suriye’nin mevcut etnik ve dinî yapısı, ülkenin geçmişte olduğu gibi gelecekte de siyasî, sosyal ve kültürel şartlarının oluşmasında önemli bir rol oynayacaktır. Farklılıkları canlı tutacak bir sistemin hazırlanması hâlinde, Suriye’nin kaotik geçmişinden kurtulmasının zorlaşacağı bir gerçektir. Bu nedenle, Suriye’nin yeniden inşa ve ihya sürecine ilişkin olarak vurguladığımız gibi; Suriye’de etnik, dini ve benzeri farklılıkları kucaklayan, birleştirici, tek Suriye’yi esas alan bir hukuki ve toplumsal düzen inşasını, ardından ekonomik ve sosyal olarak daha güçlü bir Suriye öngörüyor; böyle bir Suriye’nin bölgenin huzur ve barışı için de kaçınılmaz olduğunu değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde Suriye’nin üniter bir yapıyı esas alan, toprakları ve nüfusuyla bölünmez bir bütün olarak kurgulanması suretiyle milli birliğin tesis ve temin edilmesi acil ve ihmal edilemez bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede en kritik konu yeni Anayasa yapılmasıdır. Anayasanın Suriye’de yaşayan etnik ve dinî her kesimi kucaklayan, eşitlikçi, temel hak ve hürriyetleri garanti eden, serbest seçimi, hür teşebbüsü, din ve vicdan özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını esas alan bir nitelik taşıması Suriye’nin birliği ve istikrarı için vazgeçilmezdir.

Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi, federasyon, konfederasyon, özerklik gibi eski çatışma hatlarını ve terörist faaliyetleri yeniden canlandırabilecek tartışmalar gündeme getirilmemelidir. Suriye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin eşit hak, özgürlük ve yükümlülüklere sahip olacağı, etnik ya da dinî farklılıkların devlet nezdinde hiçbir önem arz etmeyeceği ve en önemli ortak paydanın “Suriye Vatandaşlığı” olacağı hususunda tüm sosyal kesimler temin edilmelidir. Devletin tek bir resmî dilinin olması, büyük çoğunluğu oluşturan kitlenin Araplar olması nedeniyle de Arapçanın resmî dil olarak belirlenmesi ve zorunlu temel eğitimin tüm yurtta Arapça yapılması, bununla birlikte, Kürtçe yanında Türkçe gibi dillere seçmeli ders olarak müfredatta yer verilmesi, anadili Arapça olmayanların kendi dillerinde yetkinlik kazanması sağlanmalıdır. Başkanlık sistemi temelindebir hükümet yapısı inşa edilmeli; yönetimde istikrar ilkesinden taviz verilmemeli, çok partili hayatla toplumun her kesiminin parlamentoda temsil edilmesini temin edecek katılımcı bir seçim sistemi hayata geçirilmeli, yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığı tesis edilmelidir. Suriye uzun yıllar devam eden Baas rejiminin yıkıcı etkilerinden kurtulmuş, yeni yönetimi ve onlara inanan ve güvenen Suriyelilerle istikrara, birlik ve bütünlüğe doğru kararlı adımlarla yürümektedir. Türkiye’nin huzuru ve güvenliği Suriye’nin güvenliği ve istikrarıyla yakından ilişkilidir. Bize göre; yaşanan gelişmeler çerçevesinde önümüzdeki süreçte Suriye’nin barış, huzur, birlik ve bütünlüğü ile Suriyelilerin refah, temel hak ve özgürlükleri bağlamında hızla mesafe alınabilmesi için aşağıdaki yol haritasının izlenmesi yerinde olacaktır:

1- 10 Mart 2025 mutabakatının tüm maddeleriyle hayata geçirilmesi, SDG ve türev yapıların tamamen feshedilerek Suriye devlet kurumlarına eksiksiz ve geri dönüşü olmayacak biçimde entegre edilmesi,

2- Federasyon, özerklik ve bölünme tartışmalarının gündemden çıkarılması, Suriye’nin toprak bütünlüğünün kalıcı olarak güvence altına alınması merkezi devlet otoritesinin ülke genelinde süratle tesis edilmesi, Suriye hükümetinin Fırat’ın batısı ve doğusu ayrımı olmaksızın tüm ülke sathında egemenlik sağlaması, yapay coğrafi, etnik veya siyasi bölünmelerin önüne geçilerek üniter devlet yapısının korunması,

3- Yeni ve kapsayıcı bir Suriye anayasasının yapılması, bu kapsamda tüm etnik ve dini kesimleri kapsayan, kucaklayıcı, eşitlikçi, demokratik ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir anayasal düzenin kurulması,

4- Kürtlerle SDG’nin net biçimde ayrıştırılması, SDG’nin “Kürtlerin temsilcisi” olduğu iddiasının geçersiz kılınması ve bu algının toplumsal düzeyde kırılması,

5- Kürtçenin seçmeli ders olarak eğitim sistemine dâhil edilmesi gibi Türkmenler başta olmak üzere tüm asli unsurların kültürel haklarının dikkate ve gündeme alınması,

6- “Suriye vatandaşlığı” kavramının güçlendirilmesi, etnik ve dini aidiyetler yerine vatandaşlık bağının temel ortak payda hâline getirilmesi, tek resmî dil ilkesinin korunması, toplumsal uzlaşma ve milli birliğin güçlendirilmesini mümkün kılacak adımlar atılması,

7- Başkanlık sistemi temelinde yönetimde istikrarın sağlanması, yürütme kapasitesi güçlü, istikrarlı bir hükümet yapısının oluşturulması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tesis edilmesi, demokratik, temsile dayalı siyasal sistem kurulması, serbest ve adil seçimler, çok partili hayat ve temsil adaletinin sağlanması, temel hakların güvence altına alınması, din ve vicdan özgürlüğü, hür teşebbüs, insan hakları ve özgürlüklerin korunması,

8- Ekonomik ve siyasi olarak güçlü, bütünleşmiş Suriye’nin bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri hâline gelmesi.



Source link

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Daily Agenda

I will hold Özel accountable for those curses.

Published

on


Keçiören Mayor Mesut Özarslan, who announced his resignation from CHP with a statement on social media the day before after CHP Chairman Özgür Özel sent him abusive messages, held a press conference yesterday regarding the scandal. PRESSURE AND MOBBING

Özarslan said, “As you can see, we are on our duty. We will continue to serve the public. While we were aiming to raise the services to higher levels, some people started an incredible pressure and mobbing on us. The messaging incidents with the Chairman two days ago are a curse and an insult to my family. In such an environment, we announced that we will no longer be in the CHP and that we resigned. We will continue to serve our people with the motto of serving the public. We will continue on our way by protecting the rights of all voters who voted for us on March 31.” he said. “I filed a criminal complaint against CHP Chairman Özgür Özel to the prosecutor’s office,” said Özarslan, adding, “Other members of my family also wanted to do so. We are people of the great Turkish nation, we do not speak disrespectfully to anyone. It saddens us all that a party founded by Atatürk has fallen into such a situation. I will not ignore the attacks on my family. I am an honorable, honorable, Muslim Turkish child. I am sure that the great Turkish justice will be held accountable for this. I called my pilgrim mother ‘badly’.” “I will be held accountable for the words ‘woman’, who treated my late father as if he did not exist. Özel, you will be tried and punished for the messages you sent to me. This state will do whatever is right, law and justice within the framework of my criminal complaint.”

HERE ARE THOSE MESSAGES

It was seen that the messages CHP Chairman Özel sent to Özarslan included heavy insults and threats. Regarding the private matter, he said to journalists close to the CHP, “I may have said go away.” However, it was determined that the resulting messages contained much more severe profanities.

Some of the statements allegedly mentioned in the messages are as follows: “Actually, you confess that you are a thief and dishonorable. But when the day comes, I will make it against you. You confessed that you are a thief, corrupt, and despicable. But the day will come when you will turn around and fall into my hands. I would be disgraced if I felt sorry for you that day. Dog. S… go. Low dog s… go. Slacker. Characterless bastard…. The mother who gave birth to you would be ashamed of you.”

A SHAMEY EXAMPLE OF UNPRINCIPLED POLITICS

Former CHP Deputy Chairman Yılmaz Ateş directed harsh criticism to the CHP administration after the resignation of Keçiören Mayor Özarslan. Sharing a post on his social media account, Ateş said, “What happened in the CHP, which was transformed with the 2010 conspiracy, are examples of the shame of unprincipled politics. Decision-makers who see CHP members as unqualified employees and sacrifice the presidency, deputies and mayoralties piece by piece to populism are also responsible and partners in the ugliness that happened.” ANKARA

ÖZARSLAN CALLED YAVAŞ: IT WILL HAPPEN TO YOU TOO TOMORROW

Addressing CHP’s Ankara Metropolitan Municipality Mayor Mansur Yavaş in a broadcast he was a guest in the previous day, Özarslan stated that what he experienced could happen to other mayors as well and said, “I am calling out to Mayor Mansur and other mayors. This situation happened to me today, it will happen to you tomorrow too. I am only angry because he did not take care of me recently.”

‘PRESSURE INCREASED AFTER MY VISIT TO THE MINISTER INSTITUTION’

Özarslan said that the reason behind the pressure put on him by CHP leader Özel was the meeting he had with the Minister of Environment, Urbanization and Climate Change, Murat Kurum, on January 6, with the aim of solving the problems of the district. Noting that the visit was turned into a ‘perception operation’ by some groups within the party, Özarslan stated that he was faced with a systematic gossip process. Emphasizing that his relationship with Murat Kurum is a long-standing school and work friendship, Özarslan said, “After this visit, his pressure on me increased.”

‘WHY DID YOU DELETE THE MESSAGES?’

Özarslan said, “Özgür Özel deleted the messages. Why did you delete them, Özgür Özel? Doesn’t the state or technology see this? Don’t you think there are HTS records?” he said. Answering the question about his political future, Özarslan stated that he comes from a conservative family and said, “I come from a conservative family in Sivas. Neither AKP nor MHP is far from the education in which I was raised. We will see.” These words were interpreted as Özarslan giving the green light to the possibility of transition to the People’s Alliance.



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

33 years of resistance to the imperial siege

Published

on


Sultan Abdulhamid II, the 34th sultan of the Ottoman Empire, was not only a ruler during the difficult period he ruled between 1876 and 1909; He also distinguished himself as a strategist, reformer and visionary statesman. Although he was subjected to black propaganda by the imperialists and their extensions as the ‘Red Sultan’, he was referred to as the ‘Great Hakan’ and ‘Sky Sultan’ by the Turkish-Islamic world.

Sultan Abdulhamid II, who was on the throne during the most difficult periods of the Ottoman Empire and ruled the state with great mastery for 33 years within a ring of fire, is commemorated with mercy on the 108th anniversary of his passing into eternity. Sultan Abdulhamid II, who reigned for 33 years during one of the most turbulent periods of the Ottoman Empire, went down in history as the last great ruler who kept the empire alive with his diplomatic intelligence, state mind and reforms. Sultan Abdulhamid passed away on February 10, 1918.

HE ATTACHED IMPORTANCE TO EDUCATION

Sultan Abdulhamid, who gave special importance to education during his reign, laid the foundations of the modern Ottoman education system. During his reign, high schools, sultans, teacher training schools and vocational schools were opened. Hejaz Railway Project is not just a transportation line; It went down in history as a strategic step that connected the Islamic world. Speaking to SABAH, Prof. Dr. Necmettin Alkan said, “The 33-year period of Sultan Hamid was recorded as a period of breakthrough for the state. The groundwork created by this breakthrough made serious contributions to the process of establishing modern Türkiye.” Noting that education has also been expanded, Alkan said, “Many vocational schools have been opened in agriculture, finance, law, veterinary medicine, commerce, agriculture and many other fields. Thus, primary and secondary education in the ‘Western style’ spread throughout the country under the supervision and with the help of the state. Abdulhamid II was instrumental in Türkiye’s introduction to constitutional government.”



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

We do not provide aid with expectations like the West.

Published

on


In order to reach more foreign students with the Turkey Scholarships given by the Presidency for Turks Abroad and Related Communities (YTB), the YTB Cultural Ambassadors Meeting program was organized at Ibn Haldun University (IHU) Başakşehir Campus between 8-11 February. Within the scope of the program attended by 40 international students and 10 graduates from universities in Türkiye, Deputy Chairman of the Board of Trustees of Ibn Haldun University Necmeddin Bilal Erdoğan, Rector of Ibn Haldun University Prof. Dr. Atilla Arkan and YTB President Abdulhadi Turus met with international students in the panel titled “Türkiye’s international education vision”.

THEY DON’T CARE ABOUT THE PROBLEMS

Speaking at the panel, Necmeddin Bilal Erdoğan, Deputy Chairman of the Board of Trustees of Ibn Haldun University, said, “While these turbulent processes are going on in the world, we see that Western civilization, which we see as the dominant power of the system with issues such as wars, genocides, conflicts, injustices, the rising right, fascism and radicalism, is no longer interested in these problems. Let alone producing these problems, it does not even take these problems into its agenda anymore.” Pointing out that Türkiye does not grant scholarships because they are a commercial source of income, Erdoğan said, “Therefore, it is very critical for us that our guest students and international students are individuals who know and promote Türkiye correctly in the countries they visit. This is a gain for our country.”

WE ARE DIFFERENT FROM WESTERN ORGANIZATIONS

Stating that Western aid organizations focus on the understanding of influencing the politics of the aided country and shaping its fate according to themselves, Erdoğan said, “Türkiye does not have such a problem. We provide aid to many countries without any real expectations.”



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

Our population growth rate increased – Last Minute News

Published

on


Turkish Statistical Institute (TUIK) announced the “Address-Based Population Registration System 2025 Results”. Accordingly, the country’s population, which was 85 million 664 thousand 944 as of 2024, increased by 427 thousand 224 people last year, reaching 86 million 92 thousand 168 people.

While the annual population growth rate was 3.4 per thousand in 2024, this rate increased to 5 per thousand in 2025. Although the increase rate increased compared to the previous year, the proportion of the population in the 0-14 age group decreased from 26.4 percent to 20.4 percent.

The rate of people residing in provincial and district centers was 93.4 percent in 2024 and 93.6 percent in 2025. The proportion of people living in towns and villages decreased from 6.6 percent to 6.4 percent.

The rate of the male population was recorded as 50.02 percent, and the rate of the female population was 49.98 percent.

The foreign population residing in Türkiye increased by 38 thousand 968 people compared to the previous year and was recorded as 1 million 519 thousand 515 people.

Within the scope of foreign national population, the highest number of people of Turkmenistan origin in Türkiye was (170 thousand 411), followed by Iraq (147 thousand 469), Afghanistan (132 thousand 707), Germany (111 thousand 218), Azerbaijan (92 thousand 830), Iran (91 thousand 672), Russia (75 thousand 914) and Syria (75 thousand 202). In Türkiye, where people from 143 different countries live, it was observed that there are 464 people living in Turkey who are not affiliated with any state through citizenship. ANKARA

ESENYURT EXCEEDED 1 MILLION

The population of Istanbul increased by 52 thousand 451 people compared to the previous year, reaching 15 million 754 thousand 53 people. When the population distribution by districts was examined, Istanbul’s Esenyurt district ranked first with 1 million 3 thousand 905 people. Thus, for the first time in Türkiye, the population of a district exceeded 1 million. Esenyurt was followed by Gaziantep’s Şahinbey district with 957 thousand 792 people.

THE RATE OF NEVER MARRIED IS HIGHER FOR MEN

When the distribution of marital status by gender in 2009 and 2025 in Türkiye was examined, it was seen that the rate of never-married men was higher than women, and the rate of women whose spouses died and divorced was higher than men. The rate of the population in the 15-64 age group was 66.5 percent in 2007 and 68.5 percent in 2025. The proportion of the population aged 65 and over increased from 7.1 percent to 11.1 percent.



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

120 million lira profiteering with fake advertisements

Published

on


In the operation carried out by Istanbul Public Order Branch Directorate Fraud Bureau teams, 40 members of the network who committed fraud with the promise of investment via Instagram were arrested. Within the scope of the investigation carried out by the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office, a total of 154 suspects were identified, including 50 companies that were established as fronts for the suspects, managers affiliated with these companies, 3 jewelery companies that were determined to be intermediaries in money laundering, 45 people who used their bank and crypto accounts for money transfers, and the suspects identified through TAPE records. It was learned that 44 of these people are currently in prison.

As part of the investigation, 68 suspects were detained in a simultaneous operation in 16 provinces centered in Istanbul. The suspects were sent to the courthouse after their procedures in Gayrettepe. Following their statements at the prosecutor’s office and the criminal judgeship of peace, 40 suspects were arrested and sent to prison. The other suspects were released with a judicial control order.

During the technical and physical monitoring, it was determined that the network members introduced themselves as “investment advisors” on social media and trapped citizens with the promise of high profits in a short time. It was determined that the money collected through the application named “IN.Pro” was transferred to 50 shell company accounts, and then sent to crypto platforms through different bank accounts and its traces were lost. According to initial findings, 5 victims suffered losses of approximately 120 million lira.

COMMISSION FOR IBAN

During the operation, people who were determined to have used their bank IBAN and crypto accounts to the fraud network were also detained. It was determined that these people received regular commissions, such as salaries, in exchange for using their accounts. It was learned that some of them claimed that they used their accounts at the request of their friends and did not receive any money.



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

Psychosocial support to 400 thousand people

Published

on


After the February 6 earthquakes, the Ministry of National Education (MEB) went to the field to repair not only the destroyed buildings but also the souls of millions who were traumatized. The “Effort of the Century: The Healing Power of Education” report prepared by the Ministry of Education’s Strategy Development Directorate revealed the scope of psychosocial support studies carried out in the earthquake region for the first time in aggregate figures.

According to the report prepared by the Ministry of Education, 400 thousand people in the region benefited from individual and group-based supports with the participation of 44 thousand personnel in order to adapt to the normalization process. These supports; It included students, teachers and citizens affected by the earthquake.

Psychosocial supports for teachers were also discussed under a separate heading in the report. Psychosocial support services were provided to at least 16 thousand teachers. Teachers were supported in coping with post-traumatic stress, classroom adaptation and crisis management.

SCHOOLS BECAME PSYCHOSOCIAL RECOVERY CENTERS

According to the report, schools went beyond classical education areas in the post-earthquake period and became centers of psychosocial recovery. Guidance services were strengthened, psychological support rooms were created, group studies and adaptation activities were expanded. Game, art and sports-based activities came to the fore, especially for younger age groups. These methods aimed to help children express their emotions and regain their sense of confidence.

72 BILLION TL FOR BUILDING WORKS

The MEB report, consisting of 161 pages and 13 chapters, discusses in detail the aid activities carried out by the central and provincial organizations in the provinces directly affected by the earthquake. Within the scope of the work carried out in these provinces, 915 projects worth approximately 72 billion TL and the construction of 14 thousand 202 classrooms were completed. Approximately 85 thousand classrooms with minor damage were repaired, 233 schools with moderate damage and 2 thousand 965 classrooms were strengthened.



Source link

Continue Reading

Trending