Daily Agenda
SON DAKİKA… AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Bölge büyük kaosun içine çekiliyor
AK Parti Sözcüsü Çelik, parti genel merkezinde Başkan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Toplantıda partisinin Seçim İşleri Başkanlığının çeşitli teknik düzenlemelerle, partinin bundan sonraki çalışmalarıyla ilgili olağan bir sunumu olduğunu belirten Çelik, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bir sunumu olacağını ve çeşitli gündem maddelerinin değerlendirileceğini söyledi.
Çelik, Başkan Erdoğan’ın toplantının açılış konuşmasında İran’a yapılan haksız, hukuksuz, gayrimeşru ve gayriinsani saldırıdan sonra bölgede gerçekleşen kaos ve istikrarsızlıkla ilgili olarak ateşkesin, barışın sağlanması, istikrarın yeniden tesisi yönünde yaptığı diplomatik çabalarla ilgili değerlendirmelerde bulunduğunu aktardı.
İyimser denecek bazı haberler ortaya çıksa da şu anki tablonun son derece kötü bir duruma işaret ettiğini kaydeden Çelik, bölgenin büyük bir kaosun ve istikrarsızlığın içerisine giderek daha fazla çekildiğini dile getirdi.
Kosova’yı 1-0 yenerek 2026 Dünya Kupası’na gitmeye hak kazanan A Milli Futbol Takımı’nı kutlayan Çelik, “24 yıl aradan sonra yaşanan bu heyecan hepimiz için son derece kıymetli ve son derece değerli.” diye konuştu.
Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ı rahmetle anan Çelik, “Bu memleket, millet, vatanımız, devletimiz için hayatını feda edenlerin, bu ülkede barış ve huzur içinde yaşamamız için bu fedakarlıkta bulunanların hepsine büyük şükran borçluyuz. Mekanları cennet olsun.” ifadelerini kullandı.
– “Aynı manipülasyonların devreye sokulduğunu görüyoruz”
En son İran’da gerçekleşen saldırılardan sonra İsrail’in Batı Şeria’ya işgal girişiminin devam ettiğini ve Lübnan’a saldırdığını anımsatan Çelik, 2021’de Batı medyasının ve Batılı siyasetçilerin dilini analiz ederek yaptığı bir basın toplantısında, “Irkçılık ve İşgal Sözlüğü” diye bir literatür önerdiğini ve o öneriler çerçevesinde kullanılan bazı kavramların ne anlama geldiğini ifade ettiğini anlattı.
Çelik, “Bugün aynı manipülasyonların, çarpıtmaların, yalanların tekrar devreye sokulduğunu, fiziki saldırılar ve soykırımla beraber bu çarpıtma, manipülasyon yarışının da aynı şekilde devam ettiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.
Ömer Çelik, şunları kaydetti:
“Batı medyasında ve Batılı siyasetçilerin içerisinde eğer birisi İsrail’in bütün saldırganlığı karşısında ‘İsrail’in kendini savunma hakkı var.’ diyorsa, ‘Bu, İsrail istediği zaman istediği zulmü yapabilir. Herkes buna bir bahane uydurmalı, kendisini adapte etmeli’ anlamına geliyor.’ demiştim. ‘İsrail’in kendini savunma hakkı var.’ deyip bütün bu saldırganlığın içerisinde bir de ‘İsrail’e kırmızı çizgi önermiyoruz.’ diyorlarsa, ‘Daha çok zulüm yapmak için İsrail’i teşvik anlamına geliyor.’ demiştim. Bugün bunu maalesef pek çok başbakanda ve diğerlerinde görüyoruz. ‘İsrail ile Filistinli gruplar arasında çatışma çıktı’ şeklinde bazı başlıklar görüyoruz. Bunun anlamı, ‘İsrail, bazı Filistinli gruplara sebepsiz yere saldırdı.’ demektir. ‘Taraflara itidal ve sükunet tavsiye ediyoruz.’ diyorlar İsrail’in saldırısından sonra. Bu ne demek? Esasında ‘İsrail zalimce saldırdı. Filistinliler buna ses çıkarmasın.’ demektir. ‘Çatışmada Filistinli kadınlar ve çocuklar hayatını kaybetti.’ demek, esasında ‘İsrail askerleri hedef gözeterek kadınları ve çocukları öldürdü.’ gerçeğini saklamak için uydurulmuş bir literatür.
‘Filistinliler bir İsraillinin arabasını taşladı.’ demek, fanatik bir ırkçı İsraillinin arabasını Filistinlilerin üzerine sürdüğünü ve bunun neticesi olarak doğal bir tepkinin ortaya çıktığını saklamak için uydurdukları bir şey. ‘Kudüs’te sebebi bilinmeyen bir sebeple patlama oldu’ şeklinde haberler görürsünüz. Ürettiğimiz bu işgal ve ırkçılık sözlüğü, soykırım sözlüğü bakımından bunun anlamı, İsrail askerlerinin Mescid-i Aksa’ya ya da başka bir yere ses bombalarıyla saldırdığı anlamına gelir. Eğer ‘İsrail’de hükümet krizi var.’ deniyorsa, demek ki birileri hükümet kurabilmek için yeni katliamlar başlatacak anlamına geliyor. Eğer Batı’da ya da İsrail’de bir siyasetçi veya bir medya organı ‘Kudüs, İsrail’in bölünmez başkentidir.’ diyorsa, Filistinlileri yeryüzünden ve Kudüs’ten silmek için gayret gösteriyor anlamına gelir. ‘İsrail, bölge ülkeleriyle normalleşme istiyor.’ demek, aslında ‘İsrail hiçbir politikasından vazgeçmeyecek ama İsrail’in saldırganlıklarına karşı bölge ülkeleri ses çıkarmasın.’ anlamına geliyor. Bunun tabii sayısını yüzlerce çoğaltabiliriz.”
“STRATCOM ZİRVESİ ÇOK ÖNEMLİ”
Bunların karşısında doğruyu anlatmak için doğru bir literatür kullanılması gerektiğinin altını çizen Çelik, “Bu kavramların arkasındaki manipülasyonları görmemiz gerekiyor. Biz, hem parti olarak hem hükümet içerisinde bütün bunlarla güçlü bir mücadele veriyoruz. Doğru kavramların doğru yerine oturtulması, ilkeli bir şekilde her şeyin anlatılması bakımından. Bu bakımdan İletişim Başkanlığımızın gerçekleştirdiği STRATCOM Zirvesi, aslında bu kavramların yerli yerine oturtulması, karşı karşıya kaldığımız, maruz bırakıldığımız birtakım çarpıtmalar karşısında nasıl direnç hatları oluşturabileceğimizi göstermesi bakımından çok önemli.” dedi.
Bu zirvenin bu sene de çok kıymetli açılımlar getirdiğini belirten Çelik, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve bütün ekibini tebrik etti.
Çelik, “Doğru bir şekilde kavramların kullanılması, İsrail’i ve İsrail’in saldırganlığını savunacak şekilde kurumsallaşmış bu literatüre direnmek de aslında soykırıma direnmek, işgale direnmek, zulme direnmek gibi kıymetlidir ve gereklidir.” diye konuştu.
“MEKANSAL, DÜŞÜNSEL, DİNSEL SOYKIRIM YAPIYOR”
İsrail saldırganlığının, soykırım siyasetinin başka alanlarda da devam ettiğini dile getiren Çelik, “Mekansal, düşünsel, dinsel soykırım yapıyor.” ifadesini kullandı.
Çelik, Mescid-i Aksa’da ibadetin uzun zamandır yasak olduğunu ve bayram namazının kılınmasının engellendiğini hatırlatarak, bunu en güçlü şekilde kınadıklarını, bunun İsrail saldırganlığının bir parçası olduğunu söyledi.
Ömer Çelik, “Bu sadece İslam dinine dönük olarak değil, kendisi dışındaki herkese karşı İsrail bu saldırganlığı gerçekleştiriyor. Onun için demiştik ki ‘Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırı sadece Müslümanlara değil, bütün insanlığa yapılmış saldırıdır.'” şeklinde konuştu.
İsrail otoritesinin, Kudüs Latin Patriği Pierbattista Pizzaballa’nın Kıyamet Kilisesi’nde Palmiye Pazarı ayinini gerçekleştirmesine müsaade etmediğini anımsatan Çelik, aynı şeyin Hristiyanlar açısından da gerçekleştiğine dikkati çekti.
AK Parti Sözcüsü Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İran savaşı devam ederken, gözümüzün birileri tarafından Gazze’den ve Batı Şeria’dan uzaklaştırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Buna kesinlikle müsaade etmemek lazım. Gazze’den sonra aynı şeyi Batı Şeria’da da yapmaya çalışıyor İsrail saldırganlığı, soykırım siyasetini orada da devam ettirmeye çalışıyor. Ve devamı olarak aynısını Lübnan’da gerçekleştirmeye çalışıyor. Lübnan’a çok ağır bir şekilde saldırdı. Önce hava harekatıyla, arkasından kara harekatıyla neredeyse Lübnan’ın üçte biri, Litani Nehri’ne kadar insansız bölge haline getirildi. Bu, İsrail’in, Netanyahu hükümetinin yürüttüğü saldırganlığın tehlikesinin ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Defalarca ifade ettik, bugün bölgede ortaya çıkan krizin, her bakımdan 8 milyar insanı etkileyen bu olumsuzluğun yegane sebebi, ABD’nin ve İsrail’in ortaklaşa İran’a yaptığı saldırıdır. Bu saldırı haksız, hukuksuz, gayrimeşru, uluslararası hukuka aykırı ve gayriinsani bir saldırıdır. Bunun hiçbir gerekçesi yoktur.”
Nükleer çalışmalardan bahsedildiğini ancak İran’ın müzakere masasına oturmuşken bu saldırının gerçekleştiğini anımsatan Çelik, “İsrail ardından ‘Rejim değişikliği.’ diyor. Ama işte İran halkını görüyorsunuz, sokaklardan çekilmeyerek kendi devletlerine, ülkelerine sahip çıkıyorlar. Hiç kimsenin bir başkasının rejimini devirmek ve değiştirmek amacıyla böyle gayriinsani bir saldırı yapmaya hakkı yoktur, uluslararası hukukta da yeri yoktur. Ortaya çıkan vahşetten bu saldırıları yapanlar sorumludur.” dedi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, Hürmüz Boğazı ve tedarik zincirleriyle ilgili krizlerin ortaya çıktığını, esasında saldırının gerekçesi olarak sunulan unsurların aynı Körfez Savaşı’nda olduğu gibi gerçek bir zemini olmadığının da bütün dünya tarafından ifade edildiğini söyledi.
Bu vahşetin sadece askeri yapıların değil, insanların temel ihtiyaçlarını sağladığı sivil altyapıların da hedef alınması şeklinde tezahür ettiğini belirten Çelik, şöyle konuştu:
“Bir an evvel ateşkesin sağlanması, bir barış masasının kurulması herkes için en doğru olandır. Bu saldırganlığın bir an evvel sona ermesi gerekir. İran halkının karşı karşıya kaldığı bu haksızlığın ve hukuksuzluğun bir an evvel sona ermesi barış isteyen herkes için en doğrusudur. Bölge ülkeleri arasında askeri, siyasi, mezhepsel, etnik ya da başka sebeplerle ihtilafların çıkması demek refahı ve güvenliği büyütmek yerine refahın azalması, güvenliğin riske girmesi ve İsrail saldırganlığına yeni fırsatların doğması demektir. Bölge ülkeleri arasındaki her kriz İsrail’in kendisine daha çok alan yaratmasına, daha saldırgan bir tutum üretmesine sebep oluyor. Bu sebeple de kardeş ülkeler arasında ihtilafların, çatışmaların çıkmaması için de yoğun bir gayret göstermeye devam ediyoruz.”
Açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çelik’e Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani’nin konutuna yönelik saldırı hatırlatılarak, “İsrail’in, Kürtleri İran ile olan savaşın bir parçası haline getirmeye çalıştığına” yönelik yorumlara ilişkin değerlendirmesi soruldu.
Barzani’ye geçmiş olsun dileklerini ileten Çelik, saldırı nedeniyle üzgün olduklarını ve herhangi bir can kaybı olmamasını memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi.
Çelik, şunları kaydetti:
“Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizin her zaman yanlarında olduğumuzu, onların güvenliğini ve refahını önemsediğimizi burada bir kere daha ifade etmek isterim. Sorunuzda ifade ettiğiniz ve çeşitli haberlere yansıyan konular doğrudur. Özellikle İsrail tarafının belli gruplarla görüşerek, belli aktörlerle görüşerek Kürt kardeşlerimizi bu savaşın içine çekmeye çalıştığına dair yoğun bir faaliyet yürüttüğünü görüyoruz. Birtakım temaslar olduğunu biliyoruz. Bunları istihbari olarak biliyoruz ama istihbari olarak bilmemizin dışında bir kısmı açık kaynaklara da yansıdı zaten. Örneğin bazı oradaki örgüt temsilcileri bu temasın olduğuna ve yakın işbirliği içerisinde olduklarına dair açıklamalar yaptı.”
“KÜRT KARDEŞLERİMİZLE ORADAKİ BU ÖRGÜT YAPILARINI BİRBİRİNDEN HASSASİYETLE AYRIŞTIRMAK GEREKİR”
Parti Sözcüsü Çelik, Türkiye’nin gerek Irak’ta, Suriye’de gerekse İran’daki Kürtlerin refahını, güvenliğini, onurlu ve kardeşçe bir geleceğini her zaman önemsediğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere zor zamanlarda desteğini her zaman sunduğunu vurguladı.
Burada “Kürtler adına hareket ediyorum.” diyen örgütlerle oradaki Kürtleri ayırmak gerektiğini ifade eden Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Burada İsrail’le paralel bir şekilde PJAK, Komala gibi İran’daki örgütlerin, bunlara bağlı unsurları, paralel hareket etme, senkronize hareket etme şeklindeki birtakım yaklaşımlarını, temaslarını görüyoruz ve biliyoruz. Yani arka plandaki temaslardan da haberdarız. Batı basını örgütlerin bu yaklaşımını sunarken ‘Kürtler’ diye sunuyor. Bu yanlış bir şeydir. Yani Kürt kardeşlerimizle oradaki bu örgüt yapılarını birbirinden hassasiyetle ayrıştırmak gerekir. Bu çok önemlidir.”
İran’daki ve Kuzey Irak’taki Kürtlerin son derece sağduyulu davrandığını belirten Çelik, önemli Kürt kanaat önderlerinin, haksız, hukuksuz zeminde gerçekleşen bu savaşın hiçbir şekilde parçası olmayacaklarını, bundan uzak duracaklarını ifade ettiğini hatırlattı.
Çelik, Irak ve İran’daki Kürtlerin bu sağduyulu yaklaşımlarının tarihi, siyasi ve bölgeye kaos getirmeye çalışanlara karşı direnme açısından son derece kıymetli olduğunu ifade ederek, kendilerini bu basiretleri ve ferasetleri için tebrik etti.
Ömer Çelik, “Terör örgütleri bu tip kaos durumlarında her zaman kendilerine bir alan yaratmaya çalışırlar. Ama sonuç her zaman aynı olur. Umarım ki bu sefer örgütler Suriye’de ve başka yerlerde olduğu gibi kaos zamanlarında emperyalistlerle yan yana hareket eden bir çizgide olmazlar. Yoksa onun sonucunun her zaman ne olduğunu gördük.” değerlendirmesinde bulundu.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE TERÖRSÜZ BÖLGE SÜRECİ
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge çalışmalarının kesintisiz devam ettiğini aktaran Çelik, parti içerisinde Başkan Erdoğan’ın talimatıyla kurulmuş mekanizmaların, strateji heyetlerinin bu konuyu gündemde tutarak, haftalık toplantılarda meselelerin görüşülüp değerlendirildiğini dile getirdi.
Sürecin, TBMM’nin devreye girmesiyle bir devlet politikası haline geldiğini aktaran Çelik, şöyle devam etti:
“Burada bizim açımızdan üç boyutun değerlendirilmesi söz konusu. Birincisi Cumhur İttifakı’nın iradesi, biz Cumhur İttifakı olarak birlik ve bütünlük içerisinde bu hedefe doğru, siyasi partiler olarak gereken çalışmaları yapıyoruz ve kamuoyuna gerekli mesajları aynı tutarlılık ve bütünlük içerisinde vermeye devam ediyoruz. İkinci boyut Cumhurbaşkanı’mızın iradesinin ortaya koyulmasıyla, bunun bir devlet politikası olmasıdır. Devlet kurumları burada üzerlerine düşeni yapıyorlar ve gayet uyumlu bir şekilde, koordine bir şekilde süreci ilerletmeye çalışıyorlar. Üçüncü boyut da yüce Meclis’tir. Yüce Meclis’in kurulan komisyonla birlikte en sonunda komisyon çalışmalarının sonunda ortaya koyduğu bir rapor var. Bu rapora göre silah bırakma gerçekleştikten sonra adımların atılacağı, yasal düzenlenmelerin yapılacağı konusunda açık ve net bir irade vardır.”
Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı ve Başkan Erdoğan’ın bunu bir devlet politikasına dönüştüren iradesi çerçevesinde görüşlerini son derece net bir şekilde ifade ettiklerini, bütün temasları vatandaşların gözü önünde son derece şeffaf bir biçimde gerçekleştirdiklerini kaydetti.
“Bu süreç, devletin nitelikleri ve milletin değerleri konusunda herhangi bir pazarlık, müzakere süreci değildir.” diyen Çelik, “Terörsüz bölge ve terörsüz Türkiye sürecinin tahakkuk etmesidir. Çeşitli konularla ilgili olarak birçok beyanda da bulunduk. Gelinen noktada artık bölgede işbirliklerinin, ortak hareket etme kabiliyetinin daha çok çoğalması çerçevesinde daha çok iradenin ortaya çıkması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Sözcüsü Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Nitekim Suriye meselesinde de söylemiştik. Terörsüz bölge perspektifi çerçevesinde oradaki terör yapılanması SDG silahları bırakır, silahları bıraktıktan sonra orada bütün bunlar herhangi bir cezasızlık algısı oluşturmadan siyasi parti olarak yollarına devam ederler. Siyasi parti olarak yollarına devam ettikleri zaman suça karışmamış olanlar Suriye Meclisi ve parlamentosunun bir parçası olurlar demiştik. Ama orada başka türlü hareket edildi ve maalesef diyebileceğimiz birtakım sıkıntılı, çatışmalı durumlar ortaya çıktı. Ama bugün gelinen noktada görüyorsunuz ki Savunma Bakan Yardımcısı bir Kürt ve orada çeşitli yerlerde görev alabiliyorlar. Suriye’nin birlik ve bütünlüğü içerisinde terörsüz bölgenin nasıl tecelli edeceğine dair, nasıl tahakkuk edeceğine dair bir model ortaya çıkıyor.
Burada da esas olan terör örgütünün feshi, bunun da silah bırakmanın tamamlanması yönüyle yapılmasıdır. Bunlar gerçekleştikten sonra yasal adımların nasıl yapılacağını yüce Meclis kendi dinamikleri içerisinde ortaya koyacaktır. Yüce Meclis gündemine hakimdir. Yüce Meclis gündemine hakim olduğu için ortaya koyduğu raporla yol haritasını belirlemiştir. Burada silah bırakma ve yasal düzenleme şeklindeki sıralama çerçevesinde silah bırakma sürecinin tamamlanması gerekiyor. Yasal adımlar buna bağlı olarak atılacaktır. Esas olan terörün Türkiye gündeminden ve bölge gündeminden çıkmasıdır.”
Bir gazetecinin, “CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ara seçim sandığı kurmayı düşünüyoruz?’ dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ilişkin Çelik, Türkiye’deki ve dünyadaki gerçeklerden kopuk bir CHP yönetimi olduğunu belirtti.
“Seçim olsa bu CHP yönetimi yine çok ağır bir yenilgiyle karşı karşıya kalır.” görüşünü dile getiren Çelik, CHP’nin en büyük sorununun CHP yönetimi olduğunu, Türk siyasi hayatının böyle bir sorunu bulunmadığını söyledi.
Seçimlerin nasıl yapılacağının, demokrasinin kurallarının, Cumhuriyet’in temel değerlerinin son derece açık ve ortada olduğunu dile getiren Çelik, “Yıllarca Cumhuriyet’in temel değerlerini suni ve sahte rejim krizleri çıkararak kendi politik ihtiyaçları, çıkarları için istismar ettiler. Aynı şeyi Atatürk’e yapıyorlar.” diye konuştu.
“TEVRAT’IN ARGÜMANLARINI SOYKIRIM İÇİN KULLANANA YAHUDİLERİN KARŞI ÇIKMASI LAZIM”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 7 Ekim olaylarının ardından ilk değerlendirmesinde “Davut Koridorunu kuracağız.” dediğini anımsatan Çelik, din savaşları ya da dini temalar üzerinden uluslararası siyasetin yönlendirilmeye çalışılmasının şimdiki tabloyu bile aratacak çok vahim sonuçları olabileceğini ifade etti.
Uluslararası hukuku ihlal edenlerin, hukukun değerlerini ayaklar altına alanların bunları birtakım dini temalarla, dini argümanlarla temellendirmeye çalışmalarının daha büyük sıkıntıları ve çatışmaları beraberinde getirebileceğine dikkati çeken Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birileri çıkar da bütün bu saldırganlık ve soykırımcılığa Haçlı Seferleri derse, ona nasıl bir cevap verileceği de zaten bellidir. Onun dünyayı götüreceği yer de bellidir. Bunlar defalarca dünya tarihinde görülmüştür. Bu argümanları kullananlar hiçbir değer tanımayan, esasında bu dini değerlere de inanmayan, onları da kendi saldırganlıkları ve soykırımcılıkları için istismar etmeye çalışan tiplerdir. Esasında bunlara en çok Yahudilerin, Hristiyanların öncelikle karşı çıkması lazım. Tevrat’ın argümanlarını soykırım için kullanana Yahudilerin karşı çıkması lazım. Hazreti İsa’ya bu saygısızlığı yapanlara Hristiyanların karşı çıkması lazım. Sadece onların karşı çıkması da değil, hep beraber karşı çıkmamız lazım.
Yani biz burada ‘Şu önce karşı çıksın, sonra biz karşı çıkalım’ demiyoruz, hep beraber, aynı anda karşı çıkmamız lazım. Ama bu hassasiyetin oluşturulması lazım. En temel değerlerin insanlığı yok etmek için kullanılması bu vahşet ve soykırım çetesinin bir kampanyasıdır. Bu kampanyaya karşı da hakikat mücadelesi vermek gerekir derken, bu kampanyaya da direnmek lazım. O yüzden bu literatüre karşı da son derece hassas olmak lazım. O yüzden Papa’nın bu çağrısı esasında bunun varmak istediği yere karşı bir ‘dur’ deme tutumunu ortaya koyuyor, son derece kıymetlidir Papa’nın yaptığı bu çağrı.”
“İSRAİL’İN YAPTIĞI ŞEYLER BÜTÜN İNSANLIĞI HEDEF ALIYOR”
Çelik, İsrail Meclisinin Filistinli esirlere karşı idam kararı yasasını onamasına ilişkin soru üzerine Çelik, bunun açık bir ırkçılık, ayrımcılık ve suç olduğunu söyledi.
İsrail Meclisinin sadece Filistinlilere uygulanmak üzere idam cezasını yürürlüğe koyduğunu hatırlatan Çelik, “İsrail hükümetinin yaptığı şeyler sadece Filistinlileri hedef almıyor, sadece mazlumları hedef almıyor, bütün insanlığı hedef alıyor, medeniyetin bütün kazanımlarını hedef alıyor. Belki de parlamenter sisteme geçildi geçileli bir parlamentoda alınmış en lanetli karardır, utanç vericidir. O kararı tabii lanetliyoruz ve kategorik olarak da reddediyoruz.” dedi.
Bir gazetecinin, “CHP Genel Başkanı Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik ‘cuntacı’, ‘darbeci’ ifadeleri kullandı. Bu konuda sizin yorumunuz nedir?” sorusuna ilişkin Çelik, “Seçilmiş cumhurbaşkanına cuntacı diyenin demokrasiden herhangi bir nasibini almadığı bellidir. Milletin iradesiyle seçilmiş cumhurbaşkanlığı makamına cuntacı diye seslenenin en temel demokratik değerlerden haberi olmadığı, bütün bunları bir propaganda vesilesi olarak ele aldığı bellidir.” yanıtını verdi.
“KKTC’NİN DE YALNIZ KALMAMASI GEREKİR”
Çelik, bir gazetecinin “Türkiye’nin KKTC’ye gönderdiği F-16’lar Avrupa basınında eleştirildi. Bu eleştirilere sizin değerlendirmeniz ne olacak” sorusuna da yanıt verdi.
Gönderdikleri F-16’ların KKTC’nin güvenliğini sağlamak için olduğunu belirten Çelik, “Aslında bunlar KKTC’nin güvenliğini sağlayacağı gibi, bütün adadaki insanların güvenliğini sağlayacak. Herhangi bir haksız, hukuksuz saldırı karşısında garantörlüğün gereğini yerine getirecek unsurların kuvvetlendirilmesidir.” dedi.
Çelik, Hollanda’dan Fransa’ya kadar bazı devletlerin de Rum kesimine destek olmak için ek kuvvet gönderdiğine işaret ederek, şöyle konuştu:
“İran savaşından sonra Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yaptığı gayrimeşru saldırıdan sonra ortaya çıkan denklemde, Akdeniz’de Rum kesiminin daha çok güvenlik ihtiyacı olduğunu ifade ediyorlar ve Rum kesimine destek olmaya gidiyorlar. Peki bu olaylar olmadan önce Rum kesiminin utanç verici bir biçimde İsrail’le yaptığı ittifakın adı nedir? Bütün bunlara baktığınızda tabi ki KKTC’nin de yalnız kalmaması gerekir. O yüzden Rum kesiminden, Avrupa basınından gelen eleştirilerin veya Avrupalı siyasetçilerden gelen eleştirilerin hiçbir önemi yok. Kurumsallaşmış iki yüzlülüğün neticesidir bunlar.”
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın bu konularla ilgili ifade ettiği görüşünün yüzde yüz doğru olduğunu söyleyen Çelik, “Burada Türkiye bütün bu savaşın dışında kendisini tutarken bütün Akdeniz’de de bu kaostan hem Türkiye’yi hem KKTC’yi ve garantör ülke olarak üzerine düşen sorumluluklar çerçevesinde bütün bu çerçeveyi bu savaşın dışında tutmaya, bütün bu kaosun, bütün bu güvenlik krizlerinin dışında tutmaya çalışıyor. KKTC’nin de Sayın Cumhurbaşkanı bunları çok yerli yerinde ve doğru bir şekilde değerlendirerek cevap vermiştir.” diye konuştu.
Daily Agenda
Harsh reaction from AK Party member Eyyüp Kadir İnan to AP: Turkey is not a country that will get permission from reports
Stating that the European Parliament once again reveals its double standards and political prejudices towards Türkiye, AK Party Secretary General İnan said that the accepted report is far from objective evaluations.
Underlining that the source of Türkiye’s democratic legitimacy is the will of the nation, İnan’s statement is as follows:
“The European Parliament has once again registered its double standards and political prejudices towards Türkiye. The accepted report is nothing more than a political text written with ideological motives, far from the facts. Any initiative that tries to adjust the will of our nation, independent judiciary and our sovereign rights has no validity in our eyes. The only guarantee of democracy in Türkiye is the will of the nation. Turkey is not a country that will receive permission from reports or external focuses. The March of Strong Turkey and the Century of Turkey “No report will stop our goals.”
The European Parliament has once again confirmed its double standards and political prejudices towards Türkiye.
Accepted report; It consists of a political text far from reality, written with ideological motives.
Depending on the will of our nation, independent judiciary and sovereignty…
— Eyyüp Kadir İnan (@eyupkadirinan) June 17, 2026
News Entry
Daily Agenda
Director of Communications Duran: We reject the AP report that does not reflect the facts
In his statement on his social media account, Duran stated that the AP report was prepared with ideological approaches and distorted information.
Pointing out that the report was written with a biased approach, Duran said:
“The unfounded and unfair evaluations regarding the Blue Homeland in the report, the support given to Greece’s maximalist demands and the biased attitude towards the Cyprus issue clearly show how biased the report was prepared. It is clear that this understanding, which opens space for the discourses of terrorist organizations and anti-Turkey circles, serves division, not constructive dialogue.”
“WE DO NOT ACCEPT UNSOUNDED ACCUSATIONS AGAINST THE JUDICIARY”
Director of Communications Duran emphasized that the statements about the Turkish judiciary in the report are unacceptable and said, “We do not accept the unfounded accusations against the independent Turkish judiciary and the political evaluations targeting our Minister of Justice, Mr. Akın Gürlek. The Republic of Turkey carries out judicial processes through its own institutions within the framework of the principles of the rule of law.” made his assessment.
Calling for a constructive approach towards the future of Turkey-EU relations, Duran said, “The best way would be for the circles that are expected to contribute to the progress of Turkey-EU relations on the basis of common interests to adopt a constructive approach based on facts instead of prejudices and equity instead of political motives.” he stated.
We reject in the strongest terms the report prepared by the European Parliament with ideological approaches and distorted information, which does not reflect the realities of Türkiye.
The unfounded and unfair evaluations regarding the Blue Homeland in the report reflect Greece’s maximalist…
— Burhanettin Duran (@burhanduran) June 17, 2026
News Entry
Daily Agenda
Minister Fidan met with Russian President Putin
Minister of Foreign Affairs Hakan Fidan was received by Russian President Vladimir Putin.
According to the statement made by the Kremlin Palace, Russian Foreign Minister Sergey Lavrov and Kremlin Foreign Policy Advisor Yuriy Ushakov also took part in the Putin-Fidan meeting held in Kazan, the capital of the Russian Republic of Tatarstan.
PRAISE FROM PUTIN TO PRESIDENT ERDOĞAN
Speaking at the beginning of the meeting, Putin emphasized relations with Türkiye and made the following statements:
“Relations between our countries are developing steadily. We are very pleased with this. Our contacts have now gone beyond the official framework and gained a friendly character. This is largely thanks to the approach taken by Turkish President Recep Tayyip Erdoğan. I would like you to convey our best wishes to Erdoğan. We are always pleased to welcome him to our country.”
“THERE ARE MANY ISSUES WE NEED TO CONSULT”
Foreign Minister Fidan conveyed President Erdoğan’s greetings to Putin and said, “There is a very busy agenda in our region and in the world. Your experience on this issue is extremely important. There are many issues we need to consult.”
Daily Agenda
Denial from DMM to green passport claims: “There has been no change in travel rights”
The Center for Combating Disinformation (DMM) reported that the claims shared on some social media accounts, “With the latest report of the European Parliament (EP) on Türkiye, the era of travel with a green passport is over” contains disinformation.
In the statement made on DMM’s NSosyal account, the following statements were made:
“The claims shared on some social media accounts that “With the latest report of the European Parliament (EP) on Türkiye, the era of traveling with a green passport is over” are completely unfounded.
In the AP Turkey report, which is clearly prepared with a deliberate agenda and an unfair assessment, there is no decision restricting, preventing or eliminating the current visa-free travel rights of special (green) passport holders.
There has been no change in the visa-free travel rights that our citizens have with green passports.
“We are kindly requested not to rely on content that aims to manipulate public opinion, spread disinformation and create unfounded concern among our citizens.”
News Entry
Daily Agenda
Ministry of Internal Affairs announced! Huge blow from the gendarmerie to organized crime organizations in 24 provinces: 197 arrests!
313 suspects were caught in operations carried out by our Gendarmerie against 32 separate Organized Crime Organizations in 24 provinces. From the suspects; 197 of them were arrested. Judicial control provisions were applied to 114 of them. Others’ operations continue.
Suspects caught in operations organized by Provincial Gendarmerie Commands under the coordination of Gendarmerie General Command KOM and Cyber Crimes Departments and Chief Public Prosecutor’s Offices; In Erzurum and Manisa; They smuggle weapons in Gaziantep, Balıkesir, Hatay, Muğla, Zonguldak and Trabzon; In Sakarya and Sinop, where they defrauded our citizens with “investment consultancy” advertisements on social media platforms; They placed illegal bets and mediated money transfers through websites in Antalya and Konya; They carried out the drug trade in an organized manner in Kırklareli, Tekirdağ, Van, Aydın and Iğdır; They smuggle immigrants in Mersin; In Elazığ, where they tried to obtain financial benefits from businesses in the region through pressure, assault and threats; They committed the crimes of “qualified fraud and forgery of official documents to the detriment of public institutions and organizations” in Osmaniye; They smuggle tobacco in Şanlıurfa, Diyarbakır, Eskişehir and Mardin; They were found to be engaging in usury. As a result of the Financial Crimes Investigation Board (MASAK) investigation, account activity of 21 Billion 944 Million TL was detected in the suspects’ accounts. We uncompromisingly continue our fight against organized crime organizations to ensure that no crime or criminal that disrupts the peace of our cities goes unpunished. We congratulate our heroic Gendarmerie, Department Heads, MASAK, Chief Public Prosecutor’s Office and all those who contributed.
313 suspects were caught in operations carried out by our Gendarmerie against 32 separate Organized Crime Organizations in 24 provinces.
From the suspects;
-197 of them were arrested.
-Judicial control provisions were applied to 114 of them. Others’ operations continue.Gendarmerie General Command KOM and… pic.twitter.com/hYVgUZb9uD
— TR Ministry of Internal Affairs (@TC_icisleri) June 17, 2026
Daily Agenda
DAESH operation by MİT: Abu İbrahim, codenamed Ahmet Kazancı, the so-called media officer of the terrorist organization, was caught!
The National Intelligence Organization captured Ahmet Kazancı, codenamed Abu Ubeyde / Abu İbrahim, during the operation carried out by the DAESH terrorist organization against the media structure of Khorasan Province. It was revealed that Ahmet Kazancı, who was captured by MİT, was the person who replaced DAESH’s Turkish Media Officer Abu Yasir Al Turkikod Özgür Altun.
A BLOW FROM MIT TO THE TERRORIST ORGANIZATION
As a result of MİT’s intelligence studies, it was determined that Ahmet Kazancı crossed from Türkiye to the Afghanistan-Pakistan area and joined DAESH’s Khorasan Province (ISKP). It was determined that Kazancı served actively in DAESH camps. It was determined that Kazancı was operating together with DAESH’s Turkish Media Officer Abu Yasir Al Turkikod Özgür Altun, who played an active role in transferring elements of the organization from Türkiye to the Afghanistan-Pakistan area and was captured in Pakistan and brought to Türkiye. It was also determined that Kazancı replaced Özgür Altun after his capture and took over Altun’s organizational activities.
IT WAS DETERMINED THAT HE WILL ENTER Türkiye THROUGH ILLEGAL METHODS
As a result of the sensitive studies carried out by MİT, it was determined that Ahmet Kazancı survived the air attacks against DAESH elements in Pakistan. It was determined that Kazancı would enter Türkiye illegally and continue his organizational activities after the training and organizational activities he received within DAESH in the Afghanistan-Pakistan area.
CAUGHT WITH OPERATION
Thereupon, MİT pressed the button to capture Kazancı. As a result of the ongoing sensitive studies, Ahmet Kazancı, named Abu Ubeyde / Abu İbrahim Kod, whose organizational activities were followed, was caught in an operation carried out in the border region.
HE CONFESSED THE ACTIVITIES HE CARRIED OUT ON BEHALF OF THE ORGANIZATION
Ahmet Kazancı, who was captured by MİT’s operation, said in his statement; He confessed and detailed his relationship with Özgür Altun, codenamed Abu Yasir Al Turki, who managed the transfer of the organization from Türkiye to the Afghanistan-Pakistan area, the various armed and religious training he received within DAESH, and his duties within the media propaganda activities he carried out on behalf of DAESH. With this operation, DAESH’s action plans against Türkiye were disrupted, DAESH’s recruitment of elements was exposed, and action plans were captured.
-
Economy2 days ago‘EU can suspend Israel trade deal over international law violations’
-
Sports2 days agoBelgium salvages draw against Egypt after Lukaku’s introduction
-
Economy2 days agoLibya inks production-sharing deals with Türkiye’s TPAO, foreign firms
-
Economy2 days agoTürkiye registers $6.4B budget deficit in May
-
Daily Agenda12 hours agoLast minute | The Halkbank case that had been going on for 9 years in the USA was dropped! “We will continue to contribute to the growth of the country’s economy”
-
Daily Agenda3 days agoBREAKING NEWS: Statement from President Erdoğan regarding the US-Iran agreement: Our region breathed a sigh of relief
-
Daily Agenda1 day agoMinister Göktaş announced! “6 million lira support was transferred for Kırşehir, which was affected by the flood”
-
Politics3 days agoTürkiye’s National Security Council moves beyond its troubled past
