Daily Agenda
Remarkable appointment in the judiciary: Aykut Çelik was appointed as Ankara Chief Public Prosecutor
With the Judicial Decree No. 1250 of the First Chamber of the Council of Judges and Prosecutors (HSK), dated June 12, 2026, important job changes were made for the Ankara Chief Public Prosecutor’s Office and Deputy Chief Public Prosecutor’s Offices. Within the scope of the decree, notable appointments were made at key positions in the judicial organization.
NEW NAME FOR ANKARA REPUBLIC PROSECUTOR’S OFFICE
According to the decree, Aykut Çelik, who served as Istanbul Deputy Chief Public Prosecutor, was appointed as Ankara Chief Public Prosecutor. This critical assignment, which has been talked about for a long time in the judicial lobbies, became official with the HSK decree.
REMARKABLE ASSIGNMENTS IN DEPUTY GENERAL ATTORNEY GENERAL ASSIGNMENTS
Two important names were appointed as Ankara Deputy Chief Public Prosecutors. Ömer Örücü, who served as Deputy Secretary General of the Council of Judges and Prosecutors, was appointed as Ankara Deputy Chief Public Prosecutor. In addition, Ahmet Akdeniz, who served as Ankara Public Prosecutor and acting Deputy General Director at the General Directorate of Criminal Affairs of the Ministry of Justice, was appointed as Ankara Deputy Chief Public Prosecutor.
WHO IS EXPERIENCED PROSECUTOR AYKUT ÇELİK APPOINTED TO ANKARA REPUBLIC PROSECUTOR’S OFFICE?
Aykut Çelik, who has been in various critical positions in the judicial organization for many years, is among the prominent names with the experience he gained in critical investigations. Aykut Çelik, who assumed responsibility for many important files during his term of office, took an active role in the processes carried out within the scope of the Istanbul Metropolitan Municipality (IMM) investigation. He attracted attention as the person who prepared the indictment in the Aziz İhsan Aktaş criminal organization case, in which CHP mayors were tried. Çelik also took part in the investigation process regarding the 38th Ordinary Congress of the CHP. In addition, in two separate files carried out against CHP Chairman Özgür Özel, he took part in effective processes in sending the files to the Ankara Chief Public Prosecutor’s Office for preparation of a report. It is known that Çelik also took part in the investigation into detained Antalya Metropolitan Municipality Mayor Muhittin Böcek. Aykut Çelik, who assumed active responsibility in the file regarding the 38th Ordinary Congress of the CHP, is expected to take part in comprehensive and critical files in his new position at the Ankara Chief Public Prosecutor’s Office.
Daily Agenda
CHP’nin ‘128 milyar dolar’ yalanı tescillendi! Berat Albayrak’ın avukatı: Yakın siyasi tarihin en büyük iftirası!
CHP’nin uzun süredir eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak üzerinden yürüttüğü ve kamuoyunu manipüle etmeye yönelik “128 milyar dolar” iddiaları, yargı duvarına çarptı. Yerel mahkeme ve istinafın ardından, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarihi bir karara imza atarak, CHP’nin algı siyasetinin hiçbir olgusal temele dayanmadığını belgeledi. Türk siyasi tarihine “yakın dönemin en kirli iftirası” olarak geçen davada AYM son noktayı koydu ve Albayrak lehine verilen tazminat kararında herhangi bir hak ihlali olmadığına hükmetti.
CHP’nin 6 yıldır diline doladığı “128 milyar dolar” yalanı, dün Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla siyasi tarihin en kirli iftira kampanyası olarak da tasdiklendi. AYM’nin kararı sonrasında Berat Albayrak adına avukatı Göktaş tarafından yapılan açıklama, yargının üç katmanında kesinleşen hükmün ardından sürecin tam fotoğrafını ilk kez kamuoyunun önüne koydu.
“O GÜNKÜ KARARLARIN DEĞERİ GELECEKTE DAHA NET ORTAYA ÇIKACAK”
Açıklamada, yargı yollarının tüketilmesiyle iddiaların asılsızlığının hukuken kesinleştiği vurgulanırken; bir yılda yüzde 25’ten 8’e indirilen enflasyondan bugünkü değeri 110 milyar dolara ulaşan altın hamlesine uzanan ekonomik karne paylaşıldı. Göktaş’ın açıklamasındaki ” Nihai hükmün ahirette verileceği inancıyla; aradan geçen süreçte yaşanan gelişmeler, hakikatin er ya da geç ortaya çıktığını ve adaletin tecelli ettiğini göstermiştir. O gün alınan kararların ve yapılan işlerin değeri bugün daha iyi anlaşılmakta olup, gelecekte ise çok daha net şekilde ortaya çıkacaktır.” ifadesi dikkat çekti.
Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın avukatı İsa Sinan Göktaş tarafından, “128 milyar dolar” iddialarına ilişkin yargı sürecinin tamamlanmasının ardından, ilk kez kapsamlı bir kamuoyu açıklaması yayımlanarak, tarihe not düşülecek mesajlar verildi. Açıklamada süreç, “yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası” olarak nitelendirildi ve iddiaların asılsızlığının yalnızca yargı kararlarıyla değil, somut ekonomik verilerle de ortaya konduğu vurgulandı.
YARGI KARARLARIYLA TESCİLLENEN GERÇEK
Berat Albayrak adına avukatı İsa Sinan Göktaş’ın yaptığı açıklama, yargı kararlarıyla tescillenen gerçeği bir adım öteye taşıdı. Açıklamaya göre “128 milyar dolar” kampanyası, CHP’nin başını çektiği ve FETÖ iltisaklı hesapların beslediği organize bir iftira ağının ürünüydü. Hukuk zaferinin ardından gelen paylaşım, beş yıllık döneme dair ülke gerçeklerinin ve yaşananların perde arkasını ilk kez bu kapsamda kayda geçiren bir manifesto belgesi niteliği taşıdı.
“YAKIN SİYASİ TARİHİMİZİN EN BÜYÜK İFTİRASI”
Hazine ve Maliye eski Bakanı Berat Albayrak’ın avukatı İsa Sinan Göktaş yaptığı açıklamada, “Yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası, “128 milyar dolar yalanı” söylemini konu alan yargılama süreci tamamlanmış ve AYM’nin 20.05.2026 tarihli kararı ile bireysel başvuru talebi reddedilerek CHP’nin iftiralarını kurumsallaştırdığı tasdiklenmiştir.” dedi.
Sinan Göktaş, “Konuya ilişkin açıklamamızı kamuoyunun takdirine sunarız.” ifadelerini kullandı.
“CHP’NİN İFTİRALARINI KURUMSALLAŞTIRDIĞI TASDİKLENMİŞTİR”
Yakın siyasi tarihimizin en büyük iftirası, “128 milyar dolar yalanı” söylemini konu alan dava sonucu, davalı Cumhuriyet Halk Partisi’nin (“CHP” veya “Ana Muhalefet” olarak anılacaktır) Sayın Berat Albayrak’a yönelttiği ithamlar nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü tutulduğu ve tahsil edilen bedelin Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’na bağışlandığı bilgisi daha önce kamuoyunun takdirine sunulmuş olup, bu kez de Anayasa Mahkemesi’nin 20.05.2026 tarihli kararı ile CHP tarafından yapılan bireysel başvurunun reddine karar verilmiş ve CHP’nin iftiralarını kurumsallaştırdığı tasdiklenmiştir.
“128 milyar dolar yalanı” temeline dayanan iddiaların asılsızlığı, yargı yollarının tüketilmesiyle hukuken kesinleşmiş olmakla beraber aşağıda yer verilen somut ekonomik verilerle de açıkça ortaya konulmaktadır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (“Merkez Bankası” olarak anılacaktır) piyasa istikrarını sağlamak, spekülatif kur ataklarını bertaraf etmek, sanayicisini, esnafını ve emeklisini pandemi koşullarının olumsuz etkilerinden korumak amacıyla yürüttüğü uluslararası normlara uygun işlemler, veri olmaksızın uydurulan rakamlarla kasıtlı biçimde çarpıtılmış ve bir dezenformasyon operasyonuna dönüştürülmüştür.
STRATEJİK, PLANLI VE CESUR ADIMLARA VURGU
2018 yılı ve sonrasında Türkiye’nin maruz kaldığı yoğun finansal saldırılar karşısında devletin gösterdiği refleksi “buharlaşan rezerv” iddiasıyla gölgelemeye çalışan Ana Muhalefet, esasen Türkiye’yi devalüasyon, enflasyon ve faiz kısır döngüsüne sürüklemeyi hedeflemiş; ancak atılan stratejik, planlı ve cesur adımlarla iktisadi tabular yıkılmış ve bugün önemi daha da iyi anlaşılan ekonomik kazanımlar elde edilmiştir.
CHP’nin tek bir merkezden yönettiği, genel başkanından milletvekillerine, il başkanlarından parti yöneticilerine kadar bilinçli bir şekilde iştirak edilen pespaye yalanlar zincirinde atılan iftiraların aksine, Sayın Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini devraldığı dönemde yaklaşık %25 seviyesinde bulunan enflasyon, para ve maliye politikalarında uygulanan reformlar sayesinde bir yıl içinde %8’e indirilmiştir.
Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı sınır ötesi operasyonlarına, kamuoyuna “Rahip Brunson Krizi” olarak yansıyan siyasi gerilimlere, ABD Başkanı’nın 2018 ve 2019 yıllarında ekonomimizi doğrudan hedef almasına (ABD Başkanı Donald J. Trump tarafından “Türkiye ekonomisini tamamen mahveder ve yok ederim (bunu daha önce yaptım!)” ifadesi kullanılmıştır), ABD’nin Türkiye’ye ve siyasilere uyguladığı yaptırımlara ve döviz piyasası arka plan kur saldırılarına rağmen ekonomik düzen korunmuş; Covid-19 dönemi sebebiyle yaşanan üretim-tedarik zincirinin kırılması, küresel işsizlik ve ekonomik daralma gibi zorlu şartlarda ise enflasyon %11 seviyesinde tutulmuştur.
“İLK DEFA, MERKEZ BANKASI VERİLERİNE GÖRE 15 MİLYAR DOLAR CARİ FAZLA VERİLEREK CUMHURİYET TARİHİ REKORU KIRILMIŞTIR”
Sayın Berat Albayrak göreve başladığında 57 milyar dolar seviyesinde olan cari açık, bir yıl içerisinde kapatılmış; 17 yıllık AK Parti iktidarı döneminde ilk defa, Merkez Bankası verilerine göre 15 milyar dolar cari fazla verilerek Cumhuriyet tarihi rekoru kırılmıştır. Böylece tek haneli faiz ve tek haneli enflasyon dengesi kurulmuş, cari fazla verilmiş, pozitif büyüme sağlanmış ve bazı ekonomistlerce “imkânsız üçlü” olarak nitelendirilen hedeflerin doğru politikalarla mümkün olabileceği gösterilmiştir. Anılan tablo, “dış finansman olmadan büyüyemeyiz, cari açık vermeden üretemeyiz” diyerek, ortaya konulan ideali küçümseyenlere de net bir cevap niteliği taşımaktadır.
KONUT VE KREDİ KAMPANYASI
Pandeminin yol açtığı ekonomik durgunluk sebebiyle, konut sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin kapanma ve iflas tehdidiyle karşı karşıya kaldığı, bankalar üzerinde alacak riski baskısının arttığı 2020 yılında; kamu bankaları aracılığıyla, tarihin en uzun vadeli ve en düşük konut kredi oranıyla (%0,49), alt ve orta gelir grubundaki bir milyondan fazla vatandaşımız ev sahibi olmuş; konut stokları eritilmiş, reel sektör desteklenmiş, bankaların risk baskısı azaltılmış ve böylelikle herkesin kazandığı, tarihin en hayırlı işlerinden birine imza atılmıştır.
İstihdamı korumak ve ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla 700 binden fazla esnafa finansman desteği verilmiş; SGK prim ve vergi ödemeleri ertelenmiş, KDV oranları düşürülüp kira stopajı azaltılarak yüz binlerce işletmenin yükü hafifletilmiştir. Ayrıca 6 milyondan fazla aileye nakdi yardım sağlanmış; tek bir esnaf dahi kapanmadan iş gücü piyasası ayakta tutulmuş ve işsizlik azaltılarak pandemi süreci büyük bir başarıyla aşılmıştır.
YURT DIŞINDAKİ ALTINLAR TÜRKİYE’YE GETİRİLDİ
Günümüzde yaşanan küresel ölçekteki krizler, sınır ülkelerde devam eden savaşlar, ekonomik ve siyasi yaptırımlar ile önemi bir kere daha anlaşılan ve Türkiye’nin en stratejik hamlelerinden biri olan yurt dışındaki altın rezervlerimizin ülkeye taşınması eylemi de yine aynı dönemde gerçekleştirilmiştir. ABD, İsviçre ve İngiltere’de tutulan yaklaşık 350 ton altın Türkiye’ye getirilmiş ve Merkez Bankası altın rezervi 2020 yılı sonu itibariyle 719 tona ulaşmıştır.
Türkiye’nin altın rezervlerini yurda getirme hamlesi, diğer ülkeler açısından da örnek teşkil etmiş; artan jeopolitik gerilimler nedeniyle bazı ülkeler rezervlerini içeriye taşırken, bazıları ise yurt dışında tuttukları altınlarına erişimde sorunlarla karşılaşmıştır.
Dünya ekonomisinde yaşanan dönüşüm, Sayın Berat Albayrak tarafından önceden görülmüş; Merkez Bankası rezervlerindeki altın miktarının artırılması için döneminde atılan adımlar büyük bir finansal kazanıma dönüşmüştür. Altın fiyatlarının ons bazında değer artışı dikkate alındığında, 719 ton altının Merkez Bankası rezervlerine katkısı, 2020 yılı itibariyle 40 milyar dolarken 2026 yılı Mayıs ayı itibariyle yaklaşık 110 milyar dolardır.
Bakanlık görevi öncesi Haziran 2018’de Merkez Bankası rezervi 98,4 milyar dolar iken, görevinden ayrıldığı 2020 yılında ise finansal saldırılara, yabancı ülke yaptırımlarına ve ağır pandemi şartlarına rağmen 85,2 milyar dolar olmuştur.
Türkiye ekonomisi, 2020 yılında elde ettiği %1,8’lik büyüme performansı ile Covid-19 salgınına karşın pozitif ayrışmayı başarmıştır. Bütün ülkelerin küçüldüğü pandemi yılında Türkiye, verileri açıklanan OECD ve G-20 ülkeleri arasında Çin’le beraber büyüme kaydeden iki ülkeden biri olmuştur. Aynı dönemde Merkez Bankası, tarihinde görülmemiş şekilde 165 milyar TL (döviz karşılığı yaklaşık 30 milyar dolar) kâr elde ederek rekor kırmış ve bu kârı milletin hazinesine aktarmıştır.
Bankacılık sektöründeki “milli şuur” eksikliğini gidermek, “teminat bankacılığı” anlayışını terk ederek reel sektör ile tüketiciyi daha etkin biçimde desteklemek ve finansal istikrarı sürdürülebilir kılmak amacıyla güçlü adımlar atılmıştır.
Finansal güvenlik stratejisi çerçevesinde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun kademeli olarak devreye aldığı swap düzenlemeleri ile sıcak para akımlarında yaşanan ani yön değişikliklerinden kaynaklanan finansal dalgalanmaların önüne geçilmiştir. Olası jeopolitik risklere ve yaptırım tehditlerine karşı döviz rezervleri içerisindeki ABD tahvillerinin payı azaltılmıştır.
“MİLLİ ENERJİ VE MADEN POLİTİKASI”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde ise “Milli Enerji ve Maden Politikası” oluşturulmuş ve “Yeşil Kitap” hazırlanarak uzun vadeli strateji belirlenmiştir. Bu çerçevede Karapınar Güneş Enerjisi Santrali başta olmak üzere yenilenebilir enerjide büyük yatırımlar gerçekleştirilmiş, %80 yerlilik oranına ulaşılmış ve rüzgâr enerjisi kapasitesi artırılmış; “Akıllı Kömür Kullanımı” ile 5 milyar ton ilave kömür rezervi keşfedilmiş, üretim ise 60 milyon tondan 100 milyon tona çıkarılmış; Eskişehir Beylikova’daki 694 milyon ton nadir toprak elementi rezervi ile Türkiye bu alanda dünya ikincisi konumuna gelmiştir. Ertuğrul Gazi FSRU gemisinin satın alınması ve Silivri, Tuz Gölü, Hatay Dörtyol tesisleriyle doğalgaz depolama kapasitesinin güçlendirilmesi ile kriz anlarında kesintisiz arz güvencesi sağlanmış; TANAP ve Türk Akım boru hattı projeleri devreye alınarak Türkiye enerji merkezi konumuna yükseltilmiştir.
Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının %10’unu tek başına karşılayacak Cumhuriyet tarihinin en büyük projesi ve 65 yıllık rüyası olan ilk nükleer reaktörü Akkuyu’nun temeli 2018’de atılmıştır. Yıllardır yer altı kaynaklarıyla ilgili efsaneler üretilip hikâyeler anlatılan Şırnak Gabar’da sahaya inilmiş ve ekonomik değeri 110 milyar dolar olan 1 milyar varillik petrol rezervi keşfedilmiştir. Fatih, Yavuz ve Kanuni sondaj gemileri ülke envanterine katılarak “Mavi Vatan” vizyonu somutlaştırılmıştır. İlk derin sondaj gerçekleştirilerek Karadeniz’de 710 milyar metreküp doğal gaz keşfi yapılmış olup, sahanın ekonomik değeri yüz milyarlarca dolardır.
Hatırlatmak gerekir ki “Gemileri alamazsınız, işletemezsiniz, teknik kapasitemiz yetmez, yabancı ülkeler izin vermez” diyenlerin, “Bu gemiler hurda olacak” diye rapor yazanların, gemi alım süreçlerini sabote ederek imza atmaktan kaçan sözde komutanların, 15 Temmuz gecesi bu milletin canına kasteden FETÖ’cü hainler olduğu ortaya çıkmıştır.
500 yıllık bir ekosistemin dönüşüm sürecine girdiği bu dönemde; enerjiden ekonomiye tam bağımsız Türkiye inşa etme yolunda gerçekleştirilen eylemler, ülkemiz üzerindeki keyfiliğini kaybeden finans ve enerji lobilerinde rahatsızlığa sebep olmuştur.
Getirilen yeni yaklaşımla sıcak para akımlarına dayalı dış finansmanın terk edilmesi, hedefli finansman teşvikleriyle yerli üretim ve ihracatın desteklenmesi, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, stratejik sektörlerde kısmi ve geçici ithal ikame politikalarının uygulanması, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, turizm gelirlerinin ve reel sektörün verimliliğinin artırılması ve rekabeti artıracak dönüşüm adımlarının atılması sağlanmıştır. Bu doğrultuda oluşturulan 5 yıllık stratejik planlama çerçevesinde 2017 yılında 157 milyar dolar olan ihracat rakamı 2023 yılı itibarıyla 255 milyar dolara ulaşmıştır.
Böylelikle, Türkiye’ye reva görülen; faiz artırımları yoluyla yabancı sermayenin ülkede tutulması ve döviz kurlarının kontrol altına alınması, bunun sonucunda ekonomik durgunluk ve artan işsizlikle birlikte cari açığın daralması, ardından yeniden dış sermaye girişleriyle borçlanmanın artması, TL’nin değer kazanması, iç talebin canlanması ve devamında cari açığın yeniden büyümesi şeklinde işleyen makroekonomik sarmaldan kalıcı olarak kurtulunması hedeflenmiştir.
Ekonomi literatüründe sıklıkla kullanılan, alıcısı bol olan ancak tarifi de yapılmayan “yapısal reformlar” söylemi, Sayın Berat Albayrak döneminin icraatları ile pratikteki karşılığını bulmuştur.
Dünya ekonomisinin karşılaştığı en büyük sarsıntılardan biri kabul edilen Covid-19 pandemisine rağmen, doğru ekonomik politikaların uygulanmasının bir çıktısı olarak tek haneli enflasyon ve tek haneli faizi sağlayıp, eş zamanlı olarak tarihi rekorla cari fazla veren ve pozitif büyüme sağlayan Türkiye üzerinde kurulmaya çalışılan tahakküm; kimi zaman Ana Muhalefet’in safsata olarak dahi nitelendirilmeyecek “128 milyar dolar yalanı” söylemiyle, kimi zaman toplumun en mukaddes değeri olan aile birliğini hedef alan iftiralarla, kimi zaman da ekonomist görünümlü kapitülasyoncuların somut kazanımları kasıtlı şekilde göz ardı ederek ya da çarpıtarak yürüttükleri organize karalama kampanyalarıyla kendini göstermiştir.
FETÖ iltisaklı hesapların başı çektiği odaklar tarafından akla hayale sığmayacak senaryolar sosyal medya platformları üzerinden dolaşıma sokularak itibar suikastı girişimlerinde bulunulmuş; olgusal temeli olmayan asılsız haberler, sözde gazeteciler tarafından kamuoyuna servis edilmiştir.
Türk siyasi tarihinde görev süresi boyunca en çok yalan ve iftiraya maruz kalan kişilerden biri olan Sayın Berat Albayrak’a yönelik bu hukuksuz eylemlerin, görevinden ayrıldıktan sonra da büyük bir motivasyonla devam etmesinin nedeni, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemiz menfaatine hayata geçirdiği sayısız çalışmalarıdır.
“O GÜN ALINAN KARARLARIN DEĞERİ GELECEKTE DAHA NET ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKACAK”
Netice itibarıyla, CHP’nin bu ülkeye sağlayamadığı katkı ve hizmeti, 24 yıllık AK Parti iktidarının yalnızca iki yılında Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini üstlenen Sayın Berat Albayrak gerçekleştirmiştir.
Kısa vadeli siyasi kazanımlardan ziyade Türkiye’nin hiçbir saldırıdan ve sınamadan etkilenmeyecek güçlü bir ekonomik ve finansal altyapıya sahip olması için büyük bir gayret ve milli sorumluluk şuuru ile hareket eden Sayın Berat Albayrak, yoğun emek ve cesaretle hayata geçirilen reform niteliğindeki birçok icraatlarının bıraktığı manevi memnuniyetle 08 Kasım 2020 tarihinde görevinden ayrılmıştır.
Nihai hükmün ahirette verileceği inancıyla; aradan geçen süreçte yaşanan gelişmeler, hakikatin er ya da geç ortaya çıktığını ve adaletin tecelli ettiğini göstermiştir. O gün alınan kararların ve yapılan işlerin değeri bugün daha iyi anlaşılmakta olup, gelecekte ise çok daha net şekilde ortaya çıkacaktır.
Kamuoyunun takdirine saygıyla sunulur.
Daily Agenda
President Erdoğan will hold a mass opening of 65 works in Edirne
The comprehensive restoration works started in December 2019 at the Selimiye Mosque, which Mimar Sinan described as “my masterwork”, were completed before Eid al-Fitr this year. The historical mosque, which has been faithfully renovated, will host such a comprehensive state program for the first time after the restoration. While President Erdoğan is expected to address the citizens at the ceremony to be held in Selimiye Square, one of the most comprehensive investment programs of recent years will be implemented in Edirne.
GIANT INVESTMENTS FROM EDUCATION TO HEALTH
The mass opening program includes Edirne L Type Closed Penitentiary Institution lodgings, Çağlanur Uçar Nursing Home, Melahat-Hulusi Datetin Children’s Homes Site, Meriç Student Dormitory, Karaağaç Arda Football Field, Müsabeyli Grove Camping Area and social facilities, Keşan Atatürk Stadium Sports Complex, Uzunköprü Ergene Stadium, Subaşı Youth Office, Havsa Government Mansion and Kapıkule Gendarmerie New Service Building. investments will be opened. In the field of education, Enez Atatürk Secondary School, İpsala Atatürk Primary School, Uzunköprü TOBB Anatolian High School, Keşan Science High School, Keşan İnönü Primary School, İpsala Anatolian High School and 100. Yıl Primary School will be put into service. Within the scope of health investments, Edirne Adult Decontamination Center, Keşan State Hospital additional services, Enez No. 1 112 Emergency Health Services Station, Central and Karaağaç Family Health Centers and Uzunköprü Family Health Center will be opened.
HISTORICAL ARTWORKS WERE RESTORE
Important works in the field of cultural heritage were also restored. Süleymanpaşa Mosque, Hacı Süleyman Efendi Mosque, Kadı Bedrettin Mosque, İsmail Ağa Mosque, Lalapaşa Central Mosque, Defterdar Mustafa Çelebi Mosque, Alaa Mustafa Pasha Mosque, Hacılar Adhan Prayer and Fountain, Muradiye Mosque and Hersekzade Ahmet Pasha Mosque, which were restored by the Regional Directorate of Foundations, will also take part in the mass opening program. In addition, Edirne old clock tower restoration, street rehabilitation works and Selimiye Mosque landscaping projects will also be put into service.
SUPPORT TO AGRICULTURE AND RURAL DEVELOPMENT
Greenhouse installations, pasture improvement projects and investments within the scope of the Enabling the Use of Agricultural Lands (TAKE) Project carried out in the field of agriculture and rural development are among the works to be opened. The ceremony, where 65 projects with a total investment cost of 19 billion 325 million 164 thousand 456 liras will be put into service, will be one of the largest mass opening programs in Edirne in recent years.
Daily Agenda
Mosquito Crisis – Breaking News
Izmir Metropolitan Municipality’s incompetence hit the citizens again. As the weather began to warm up, a mosquito crisis broke out in Izmir, as sufficient pesticides were not carried out in wetlands throughout the city during the year. The people of Izmir asked the Metropolitan Municipality to take precautions as soon as possible against the increasing mosquito population. Another reaction to what happened came from AK Party Izmir Deputy Mahmut Atilla Kaya. Kaya drew attention to the mosquito problem that increased with the rise in temperatures in Izmir and blamed it on İZBB President Cemil Tugay. Reminding İZBB President Tugay’s statement that “We are carrying out the most comprehensive and intensive mosquito spraying in the history of Izmir this year”, Kaya said; “The fight against mosquitoes takes place in the field, not with a microphone,” he said. Kaya said:

“The top local administrator of Izmir in the past came out and said: There is no mosquito problem in Izmir. In fact, he was right. Mosquitoes really have no problem. They are very happy and comfortable. They even see Izmir as an open-air holiday village. There is no other explanation for this statement. Years have passed, what has changed? Nothing. Today, it is the same understanding, the same denial, the same ‘no problem’ statements… But there is something buzzing in the ears of the citizens at night.” Mosquitoes do not take these statements seriously. The fight against mosquitoes is done in the field, not with a microphone. Wetlands need to be disinfected regularly. Ornamental pools with no flow need to be controlled. Especially aggressive, invasive species are increasing rapidly in the city. The municipality makes a statement: ‘We have been working with 27 teams in 30 districts for 12 months.’ If everything were really as described, we should have seen more pesticide drones than mosquitoes in Izmir. “He says, ‘We are spraying at 254 thousand points,’ but the mosquitoes wandering around the city like a symphony orchestra tell us that this statement is not true,” he said.
Daily Agenda
CHP’s ‘128 billion dollars’ lie was registered in the Constitutional Court
The “128 billion dollars” allegations, which CHP has been carrying out for a long time through former Treasury and Finance Minister Berat Albayrak and aimed at manipulating the public, have hit the judicial wall. Following the local court and appeal, the Constitutional Court (AYM) made a historic decision, documenting that CHP’s perception policy was not based on any factual basis. The Constitutional Court put an end to the case, which went down in Turkish political history as “the dirtiest slander of the recent period” and ruled that there was no violation of rights in the compensation decision given in favor of Albayrak.
The legal process started with the petition submitted by Berat Albayrak’s lawyer to the court on February 24, 2021. Stating that the CHP corporate account and party executives systematically targeted Albayrak’s honor, dignity and respect, the plaintiff’s attorney requested non-pecuniary damages. Istanbul Anatolian 29th Civil Court of First Instance, which examined the file, accepted some of the statements made by the CHP within the limits of freedom of opposition and political criticism.
However, the narrative style in the fictional video published on the party’s corporate social media account on February 19, 2021 was the element that crossed the line. The court ruled that the visuals and statements in question constitute a clear criminal accusation and defamation against Berat Albayrak, and sentenced the main opposition party to pay 40 thousand liras in non-pecuniary damages. CHP took the decision to appeal. In its review on June 22, 2022, the Regional Court of Justice did not accept the defense that the allegations were political criticism on the grounds of public interest and rejected the application on the merits. The file was later moved to the Constitutional Court. CHP claimed that the right to freedom of expression and fair trial was violated.
NOT BASED ON FACTS
In its assessment, the Constitutional Court stated that the balance established between freedom of expression and personal rights was appropriate. In the decision, it was stated that the video content in question was not based on factual basis and was a direct accusation of crime. In addition, drawing attention to the legally independent and autonomous structure of the Central Bank, it was emphasized that the allegations were not supported by any concrete data or official documents. The Constitutional Court ruled that the intervention was necessary and proportionate in a democratic society and that there was no violation. Thus, the compensation decision in favor of Berat Albayrak became final.
Daily Agenda
Operation against FETO in 12 provinces – Last Minute News
Under the coordination of the General Directorate of Security Intelligence Directorate, the Counter-Terrorism Department and the Chief Public Prosecutor’s Office, operations against FETO were carried out in 12 provinces centered in Izmir by the Anti-Terrorism Branch Directorates of the Provincial Police Departments. Within the scope of the operations, 80 suspects were caught and detained. It was determined that the suspects operated within the organization’s “current education structure and women’s and men’s structures”, continued their activities at a responsible level within the organization, provided financial support to the organization, participated in organizational training camp activities on different dates under the name of traveling abroad, and met the rent, subsistence and basic needs of the organization’s houses. During the searches carried out at the residences of the suspects, assets worth approximately 3 million 324 thousand 786 TL were seized.
EMPHASIS ON DETERMINATION
Making a statement on the subject, the Ministry of Internal Affairs said, “We continue our fight with determination against FETO and its structures, which threaten the peace and welfare of our citizens. We congratulate our Heroic Police, our Intelligence Directorate, our TEM Department, our Chief Public Prosecutor’s Office and those who contributed.”
Daily Agenda
MHP lideri Devlet Bahçeli: Ne Kılıçdaroğlu ne de Özel CHP’nin sorumluluğuna uygun görüntü veriyor
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. MHP lideri Bahçeli, “Sayın Özel’in Yargıtay’ın kesin kararını beklemeden CHP’nin içinde bulunduğu krizi sürekli olarak derinleştirmesi hukuki süreci baltaladığı gibi kurucu değerleri de aşındırmaktadır. Her ne kadar Sayın Özel, hukuki bir meseleyi, siyasi bir mesele şeklinde tartışıp yaşanılanları araçsallaştırarak kendi lehine menfaat sağlama amacı gütse de bu yol doğru yol değildir.” dedi.
Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde:
“Değişim” insanlık tarihi kadar eskidir. Değişimi insanın çevreye çevrenin insana etkisi şeklinde değerlendirip, ilerlemenin bir aracı olarak kabul etmek mümkündür. Ancak değişim her zaman insanlığı daha iyiye, daha doğruya ve güzele ulaştırmayabilir, bunun bazen de daha kötüye götürme ihtimali söz konusudur.
Düşünce tarihi boyunca değişim kavramı sürekli olarak değerlendirme konusu kılınmış, üzerine birçok felsefi tartışma yapılmıştır. Tartışmaların felsefi içeriği bir tarafa, insanın içine doğduğu toplumda, ortak tecrübesi etrafında cereyan eden temel toplumsal kurumlarda dinamik bir sürecin işlediği ve sürekli bir değişimin gerçekleştiği muhakkaktır.
Toplumsal kurumlarda gerçekleşen değişim nedeniyle her an yeni problemlerin zuhur etmesi oldukça doğaldır. Milletimizi devamlılık esası içerisinde aydınlık geleceğe taşıyacak kurumlarda yaşanan değişime bağlı olarak ortaya çıkan problemlere çözüm aramak en büyük ödevimizdir. İçinde bulunduğumuz dönemde genel olarak siyaset kurumunda yaşanan problemlere karşı daha hassas olmamız ise zorunludur.
Çünkü millet varlığı, devlet gerçeği, siyasal ve toplumsal düzen siyaset kurumuyla doğrudan orantılıdır ve hatta bu kurum üzerine yükselmektedir. Bu gerçek göz önüne alındığına siyasetin bir amaçtan ziyade siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan devlet ve millet ile daha iyiye, daha ideale ulaşmanın bir aracı olduğu unutulmamalıdır.
Eğer siyaset kurumundan söz ediyorsak onun ahlaki yargılar ve sorumluluk ile olan ilişkisini mutlaka dikkate almamız, ortak bir tutumla korumamız gerekir. Siyasetçi de ahlaki değer yargıları ve sorumluluk duygusu ile hareket etmeli, ilkeli siyasetten taviz vermemelidir. Ahlaki yargılar ve sorumluluk duygusu gerçek siyasal davranışın ayrılmaz bir parçasıdır.
Bu bakımdan söz ve eylem arasında tutarlılık değerli, amaç ile araç ilişkisine temel değerlerimizi kurban etmemek önemlidir. Aksi takdirde siyaset kurumu devlet ve millet menfaatinden ziyade faydacı bir görünüm arz edecektir.
CHP hakkında mutlak butlan kararı verildiği andan itibaren tarihi bir sorumluluk ile sağduyu ve itidal çerçevesinde hareket edilmesi konusunda açıklamalarda bulunduk. Fakat bu meselenin akla, mantığa ve hukuka uygun bir biçimde çözüme ulaştırılmaktan ziyade parti içindeki bölünmeyi her geçen gün daha da derinleştirdiği görülmektedir.
Oysa CHP’nin Cumhuriyetle yaşıt olduğu gerçeği dikkate alındığında bu söylem sadece bir meşruiyet arayışı ve siyasi avantaj sağlama aracı olarak dillendirilmiyorsa CHP’nin toplumsal ve siyasal hayatta birleştirici ve bütünleştirici bir rolü olduğu göz ardı edilmemelidir. Dile getirilen tarihsel iddiaya rağmen CHP bugünkü durumuyla kurucu kodlarından çok uzakta bulunmakta, tarihi sorumluluğunu yüklenememektedir.
Ne Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ne de Sayın Özgür Özel söylem ve eylemleriyle CHP’nin tarihsel sorumluluğuna uygun bir görüntü ortaya koyamamaktadır. Hatta tavır, tutum ve kullandıkları üslup ile sosyolojilerini kendi içlerinde kutuplaştırmaktadır. Zaman bölünme değil birleşme vakti olsa da sürecin seyri ayrışmanın somut adımlarıyla şekillenmektedir.
ÖZGÜR ÖZEL KRİZİ DERİNLEŞTİRİYOR
Sayın Özel’in Yargıtay’ın kesin kararını beklemeden CHP’nin içinde bulunduğu krizi sürekli olarak derinleştirmesi hukuki süreci baltaladığı gibi kurucu değerleri de aşındırmaktadır. Her ne kadar Sayın Özel, hukuki bir meseleyi, siyasi bir mesele şeklinde tartışıp yaşanılanları araçsallaştırarak kendi lehine menfaat sağlama amacı gütse de bu yol doğru yol değildir.
Millete ait olan değerleri, ortak aklımızdan süzülerek gelen ve maddi somut varlıklarımız olan hafıza mekânlarını, müşterek kimliğimizi ve kişiliklerimizi amacı için araçsallaştırmak hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi haddi de değildir. Mahkeme kararları elbette ki eleştirilebilir, hukuki yollardan değiştirilmeye de çalışılabilir. Ancak aksi karar çıkıncaya kadar mahkemenin verdiği kararlara her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının uyma zorunluluğu vardır.
Dolayısıyla ilgili mahkemeler yeni veya farklı bir karar verinceye kadar CHP’nin Genel Başkanı’nın Sayın Kılıçdaroğlu olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda sağduyu ile hareket edip ortak bir anlayış ile parti içerisindeki arınma ve durulmanın bir an önce gerçekleştirilmesi gerekirken, görünen o ki kendi içlerindeki hizipleşme günbegün artmaktadır.
Siyasetçi kamunun iyiliğini, devletin istikrarını gözettikçe kıymetlidir. Düşünceler aklın mayasıyla yoğruldukça anlamlıdır. CHP’de filmlerde veya kumar masalarında şahit olunabilecek, “restine rest” replikleri sorun çözme kabiliyetinden uzak, sanal ve gerçeği birbirine karıştıran, kitleleri manipüle etmeye yarayan, mahkemenin verdiği kararları hafife alan algı yönetimi ve propaganda faaliyetinden başka bir şey değildir.
Unutulmamalıdır ki CHP’nin iç sorunu gibi görünen meseleler aynı zamanda devlet ve milletin de sorunudur. Toplumsal huzuru bozan, siyasal istikrarı tehlikeye atan, hukuka güveni sorgulayan bu tavır sürdürülebilir değildir. Bunun için devlet ve milleti ilgilendiren her konu gerçekliğin ve sağduyunun zemininde tartışılmalı, istikrar ön planda tutulmalıdır.
Siyaset kurumu, toplumsal meselelere çözüm üretme sorumluluğunu göz önünde bulundurmalı, kabiliyetini ve buna sarf etmesi gereken enerjisini boşa harcamamalıdır. Meselenin sebeplerine eğilmeden, olayın seyrini göz önünde bulundurmadan sadece sonuç üzerinden yel değirmenleri ile kavga etmek ancak hakikati örtmenin ve saklamanın bir yöntemi olarak görülebilir.
Ortada duran soruna cevap veremeyen iddialar sadece temelsiz değil, aynı zamanda zihni bir kopuşu da ifade eder. Her iki taraf açısından da hayali kurbanlar belirleyip suçu kurbana yükleyerek ve gerçekliği reddederek varılacak yer yalnızca hüzündür. CHP aktörleri tarafından negatif bir dil üzerinden, asıl olana şiddetli bir hücum ile ayrışmanın meşruiyetine zemin hazırlanmaya çalışılmış, kurumsallık zayıflatılmış, bu da bölünmeyi hızlandırarak, istikrarı imkânsızlaştırmıştır.
Oysa meşru ile gayri meşru, yasal ile yasa dışı olan arasında yapılmayan sağduyulu analiz meselenin bu boyuta ulaşmasının ana nedenidir. Güvensizliği, belirsizliği, emniyetsizliği sürekli ve olağan bir durum haline getirmek, buradan “bir toplumsal muhalefet üreteceğine” inanarak siyaset yapmak ancak olgunlaşmamış bir aklın heyecanıdır.
Hep ifade edilegelmiştir, “Bir oyunun birinci perdesinde duvarda asılı bir tüfek varsa, o tüfek üçüncü perdede mutlaka ateşlenmek zorundadır.” Sürekli olarak bize operasyon yapıldı demek yerine biz birinci perdede ne yaptık sorusu çözüm için daha iyi bir kılavuz olacaktır.
Sayın Özel ve Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen şapkalarını önlerine koyarak samimi bir özeleştiri yapmak ve hakikati perdelemeden soruna çözüm bulmaya çalışmaktır. Lakin şu ana kadar yaşanılanlar göstermektedir ki bir uzlaşı arayışı, bir konsensüs zemini oluşturma çabasından daha ziyade adım adım bölünme gerçekleşmekte, sürekli yeni parti isimleri zikredilmekte ve yeni adresler aranmaktadır.
Gelinen aşamada diğer partilerin bir kısmının ortaya koydukları politik tavır “selin önünden kütük kapma” siyasetidir. Kendilerinin içerisinde bulundukları varoluş kaygıları fırsatçı bir tavır ile meseleye yaklaşmaları neticesini vermektedir. Söz konusu partilerin çoğu zaten bir mefkûreden yoksun ve sadece konjonktürel bir varoluşa sahiptirler.
Bu anlayış kıtlığı ve mefkûre yoksunluğu ile konjonktürel olmaktan öteye geçip kitle partisi olmaları zor, mevzileri geçicidir. Bunların değişen şartlara değişmeyen tepkiler vermekle malul oldukları açıktır. Onlar egoları için fanatik, zihinleri için dogmatik, faydaları için eyyamcıdırlar. Toplumsal sorunların idrakinden ve çözüm önerisi üretme becerisinden yoksun olduklarından dolayı bir sağa bir sola savrulmaktadırlar.
Gerçeklikten yoksun sadece dar ölçekli bir toplumsal kesimi baştan çıkarıcı retorikten ibaret olan siyasi söylem heyecan verir ama ekmek vermez, arzu üretir ama sorun çözmez. Sebep sonuç analizinin yapılmadığı sadece basit ve günübirlik bir anlayışın hâkim olduğu siyasi dil, yapmak için değil bozmak ve hatta yıkmak için işlev görür. Bir kısım partinin görünümü yalnızca bundan ibarettir.
Kendi içine kapanmış, dünya, bölge ve ülkesinde ne olduğundan bihaber olan partilerin değil Türkiye’nin bugünü ve yarını adına politika üretmeleri, kendi programlarından dahi habersiz oluşları Türk demokrasisi için içler acısı bir durumdur.
Bu nedenle her türlü aymazlığa mahkûm olmasalar da mecbur oldukları ve hatta buna gönüllü bulundukları kesindir. Dolayısıyla biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu oportünist siyasetin de karşısındayız. Hukuka dayanmayan, meşruiyet zeminine oturmayan, düzen inşa edemeyen hiçbir siyasi yapının toplumsal meselelerimize çözüm üretmesi imkân dâhilinde değildir. Birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın var olduğunu bilmek önemlidir. Sorumluluk bilinci ile hareket edebilmek değerlidir. Kriz anlarında sağduyu ile hareket edebilmek ise anlamlıdır.
Batılı aklın dayattığı politikalara alternatif siyaset geliştirmek adına şartların uygun olduğu süreci, hamasete ve kibre dayalı politikaların kurbanı kılmak sorunludur. Bizim Milliyetçi-Ülkücü Hareket olarak her şeyden önce Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını kendimize amaç edindiğimiz ve tarihsel devamlılığını sağlama gayreti içerisinde bulunduğumuz aşikârdır.
Yüksek idealleri olmayan toplumları tarihin acımasız çarkı hep öğütmüş, beşeriyetin bir kalıntısı haline getirmiştir. Bu açıdan ideale uygun eylem, hayatın anlamı ve gücü olmuştur. İdeal ile temellendirildikçe hayat anlam kazanmıştır. Geçmişten günümüze büyük hedefler büyük hayallerin, büyük hayaller ise büyük düşüncelerin eseri olarak ortaya çıkmıştır. Biz de binlerce yıllık tarihimizdeki kutlu bir yemin olarak milli vicdanları mühürleyen “Millet ebed müddet, devlet ebed müddet” düşüncesinin taşıyıcısı olduk.
Hak ve hakikat davasının taşıyıcısı olarak Milliyetçi-Ülkücü Hareketin mensupları, Türk’ün tarihinde Nizam-ı Alem ve İlay-ı Kelimatullah davası için Alp olmuş, Alperen olmuş, yolbaşcılık yapmışlardır. Kutlu davayı Kızılelma ülküsü ile Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, kadar bayrak misali taşımışlardır. Büyük ideallerimizi gerçekleştirme yolunda aramızda tefrikaya yer olmamalıdır.
İç cephemizi tahkim etme adına bir olacağız, birlikte olacağız, aramıza ayrıyı gayrıyı koymadan binlerce yıllık kardeşlik hukuku ve gelecek düşüncesi ile hep beraber daha güçlü yarınlara ulaşacağız. Türk dünyası ile kan kardeşliği, İslam dünyası ile din kardeşliği hukukumuz, çok güçlü bağlarımız var. Bunu asla unutmamak gerekir.
O zaman Türklük ve İslamlık adına aynı bedende toplu vuran bütün yüreklerin ayağa kalkma vakti gelmiştir. Bu ayağa kalkış sadece Türkiye adına değil Türk ve İslam coğrafyası adına olmalıdır. Emperyalizmin kıskacındaki mazlum milletlere Yunus, zalimlere Yavuz yüzümüzü göstererek; Batıdaki gelişmeleri de doğudaki gelişmeleri de mantıklı değerlendirmelere tabi tutarak; yabani otlar ayrılmalıdır. Türk – İslam’ın özü uyanmalıdır. Yeryüzü insanlığın hür meydanı olmalıdır.
Unutulmasın ki biz imdadı başka yerde aramaz, gücümüzü başkasından almayız. Bizim esin kaynağımız tarihimizdir. İlhamımızı Mete Han’dan, Sultan Alparslan’dan, Fatih Sultan Mehmet’ten ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten alırız. Tarihimizde bazen geri çekilmeler olmuşsa da kılıcımız yeniden keskinleşmiş, yayımız gerilmiştir. Kim ki Türk’ün ve İslamlığın Anadolu’daki varlığına tehdit olursa yay ve kılıcımızı ona doğrultmaya muktediriz. Vakit gelmiş ve mekâna kavuşmuştur. Gelecek Türk ve Türkiye Yüzyılı’dır.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE VURGUSU
Terörsüz Türkiye politikasındaki kararlılığımızın herhangi dış bir etkiye bağlı olarak değişim göstermesi söz konusu olamaz. Bizim önceliğimiz birlik ve kardeşliğimizi teminat altına alacak terörsüz Türkiye hedefimizi başarıya ulaştırmaktır. Etrafımızdaki ateş çemberinden daha güçlü çıkmak, yeniden dünyaya nizam veren bir devlet ve millet haline gelmek için terörsüz Türkiye önemli bir eşiktir.
Bizim terörsüz Türkiye’den emelimiz içerideki barış ve kardeşlik duygularımızı pekiştirmektir. Son dönemdeki gelişmeler terör belasının vatanımızda Türk’ün ve Kürt’ün arasına sokulmuş bir nifak tohumu olduğunu hepimize göstermiştir. Terör, emperyalizmin maşasıdır. Biz terörsüz Türkiye dedikçe yerinden zıplayanlar da emperyalizmin değirmenine su taşımakta, yelkenine rüzgâr olmaktadır.
Coğrafyamızda Türk’ün ve Kürt’ün birlikteliğine karşı olanlar müstevlilerin uşağı olmayı arzulayanlardır. Kim neyi arzularsa arzulasın biz hak yolunda hakikat yolunda yürümeye devam edeceğiz. “Türk ve Türkiye Yüzyıl’ının” yapısal sütunlarını oluşturmanın ve bölgesel huzurun en önemli adımının “Terörsüz Türkiye” olduğu gerçeğinin her daim altını çizeceğiz.
Amacımız; “Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın” dayanaklarını oluşturmak, tarihsel birikim ve deneyimlenmiş geçmişi referans alıp günün gerçekleriyle sentezleyerek bir dünya inşa etmektir. Terörsüz Türkiye yol haritamızı bu doğrultuda hukuk, ahlak ve demokratik siyaset çerçevesinde belirleyip iyi niyetle uyguluyoruz. Çatışmayı değil uzlaşmayı, ayrıştırmayı değil bütünleşmeyi, kavgayı değil barışı savunuyor, Türkiye’yi ve Türk milletini geleceğe birlikte taşıma iradesine güveniyoruz.
Terörsüz Türkiye’nin, ortak aklı ve toplumsal mutabakatı önceleyen, dürüst ve samimi adımlarla dış dayatmalara kapalı, bin yıllık kardeşliği daha da kuvvetlendirecek gelecek inşasının teminatı olduğuna inanıyoruz.
Hayatının sebep-sonuç ilişkisini karıştırmış, şaşırmış, enerjisini içeride sonu olmayan mücadelelere harcayan bir toplum olmayı asla kabul etmeyeceğiz. Varsa bir hastalığımız teşhisini biz koyacak ve tedavisini biz yapacağız. Kısır döngü içine hapsedilmiş bir Türkiye özlemi duyanlara sesleniyorum; buna izin vermeyeceğiz.
Temel toplumsal meselelerin yükünü omuzlarında hissetmeyen siyasetçi sadece sorun konuşur çözüm konuşamaz çünkü ona dair vicdanı gelişmemiştir. Sürekli bir şekilde hukuksuzluğu meşrulaştırma ve popülerleştirme arayışı, doğal olarak sorun çözmeyi değil temel meseleleri çarpıtmayı ve gerçeklerle bağı koparmayı tahkim etmektedir. Hiç kimsenin sahte dünyasında anlam aramayız, bizim seçimlerimiz tarihsel tecrübemizdir.
Çok defa herkes kendi ölümünü ölür başkası sizin yerinize ölemez denilir ve bu doğrudur. Lakin bu kutlu davada çok kişi milletimizin ve devletimizin geleceği için canlarından, yarlarından ve ailelerinden vazgeçmiştir. Hayatta her fedakârlık değerlidir ama hayattan feragat etmek yüksek bir cesarete sahip olanların nişanesidir.
Bunun ağırlığını omuzlarında hissetmeyen, bunun sorumluluğunu yüreğinde taşımayanın söze dayalı milliyetçilik sadece sesten ibarettir. Biz ise bu millet ve devlet uğruna gözünü kırpmadan canından vazgeçenlerin sorumluluğunu yüreğimizde taşıdığımız gibi gelecekte bu toprakların hiçbir evladının canından feragat etmesine meydan vermeyecek bir ideali hayata geçirmeye çalışıyoruz.
Başkasının anlam sütunları üzerine değer inşa olunamaz ve gelecek kurulamaz. Her medeniyet kendi kökünden beslenir, karşılaşılan sorunlar aşıldıkça medeniyet yükselir.
Sözün var olduğu ama eylemin bulunmadığı, düşüncenin ifade edildiği ama davranışın gelmediği her siyasi dil boş laf üretmektir. Zira konuşmak farklı bir şey, anlatmak başka bir şey hem konuşmak hem yapmak bambaşka bir şeydir. Bu iki etkinliği bir araya getirmeden, ahenkli bir şekilde işletmeden sorunların çözülmesi imkan dahilinde değildir. Konuşmak sadece gürültü olarak kalabilir ama anlatmak ve dile getirdiğiniz şekilde ameli adımlarda bulunmak bir anlam dünyasının temsilidir.
Dünya ölçeğinde dile gelen, popüler olan, moda şeklinde ifade bulan kültürel sömürü pratiklerine kapılmadan, esir olmadan bir medeniyetin kodları üzerinden günün gerçeğini yorumlamak ancak Türkçe bir zihniyet ile mümkündür. Kelimenin tam anlamıyla düşüncelerimizi eylemler ile somutlaştırmadıkça, idealler ile gerçekler arasındaki mesafeyi kapatmak imkânsızlaşır.
Mefkûremizden aldığımız her türlü düşüncemize somut karakter kazandırmayı, ruh-beden, düşünce-eylem, mana-madde diyalektiğine düşmeden, birinden ötekine savrulmadan her iki gerçekliği kabul etmekte, aralarında var olan derin ahengi bilmekteyiz. İstekler, arzular ve ihtiyaçlar arasındaki dengeyi siyasi, iktisadi, ahlaki ve kültürel açıdan düşüncenin mihengine vurmalıyız. Zira idealler ve gerçekler hamurla maya gibidirler, bunlar ancak birleştikleri, yoğruldukları zaman yenecek kıvama gelir.
Bu nedenledir ki; başkasının elbisesini kendi derimiz zannetmeyiz Başkasının faydasını kendi doğrumuz olarak görmeyiz. Kendimize ait olmayan hiçbir formatı kabul etmez; Türk milletinin iman ve iradesinden başka hiçbir şeye güvenmeyiz.
En yakın tanığımız elli yedi yıllık mazimizdir.
Spor ve spora dair her türlü etkinlik kolektif bilincin sembolik yansımasıdır. Futbol da temsil niteliği çok daha güçlü olan spor dalıdır. Bu tür müsabakalar bizim açımızdan galibiyet ve mağlubiyet kavramları arasına sıkıştırılabilecek dar ölçekli faaliyetler değildir. Hiç kuşkusuz galibiyet ciddi bir mutluluk mağlubiyet sadece bir hüzün kaynağı olabilir. Lakin bizim açımızdan futbol bunları aşan bir gerçekliktir. Onda bir iradenin yansıması, disiplinin gösterimi ortak bir varoluşun tecellisi söz konusudur. İşte bu duygularla birer bayrak misali bizi sahada temsil edecek olan milli takım sporcularımıza başarılar diliyorum.
-
Daily Agenda20 hours agoSpeaker of the Turkish Grand National Assembly, Numan Kurtulmuş: The Turkish Grand National Assembly cannot be party to the situation in the CHP
-
Economy3 days agoIndia, Türkiye move to launch business association
-
Daily Agenda3 days agoBREAKING NEWS… Illegal betting operation in 18 provinces based in Ankara: 61 suspects detained
-
Daily Agenda2 days agoMinister Gürlek’s harsh reaction to murderer Netanyahu: His words are null and void
-
Sports3 days agoTrump booed at MSG during NBA Finals Game 3 amid tight security
-
Sports3 days agoPlatini sues FIFA, Infantino over collapse of presidential bid
-
Politics1 day agoFM Fidan, German counterpart discuss NATO summit preps, Iran-US talks
-
Daily Agenda2 days agoSon Dakika | Başkan Erdoğan’dan Netanyahu ve şebekesine uyarı: Türkiye’nin güvenliği Halep’ten Şam’dan Beyrut’tan başlar
