Daily Agenda
İstihbaratta Kalın vizyonu – Son Dakika Haberler
Bu yazı, yalnızca STRATCOM konuşmasının bir değerlendirmesi değil. Yaklaşık üç yıldır Kalın’ın açık kaynaklardaki konuşmalarını, yazılarını, röportajlarını topladım. Her birini kapalı kaynaklardan edindiğim bilgilerle yan yana koydum. Milli İstihbarat Akademisi metinleri, MİT’in 99. yıl yazıları, STRATCOM oturumları ve yurt dışı temasların arka planı; hepsi aynı masada.
Çıkan tablo tek bir cümleyle özetlenebilir: Türk istihbaratı yeni bir evreye geçti. Bu evrenin beş ana damarı var ve yazının omurgası bu beş damarın üzerinde yükseliyor:
Birincisi. MİT önleyici istihbarata geçiyor. Olaydan sonra değil, olay olmadan devreye giren bir yapı kuruluyor.
İkincisi. Siber vatan, yeni nesil kontr-espiyonaj ve yapay zekâ; beş yılın üç yeni ekseni.
Üçüncüsü. İstihbarat diplomasisi artık bir tercih değil; doğrudan doktrin. Uluslararası literatür buna “Kalın Vizyonu” artık diyor.
Dördüncüsü. Türk istihbaratı kendi kavram setini kuruyor. Artık dünya liginde, kendi imzasıyla yer alma vakti.
Beşincisi. Teşkilatta son üst düzey atamalar, önümüzdeki dönemde hem operasyonel keskinliğin hem diplomatik ağırlığın aynı anda artacağının işareti.
Şimdi bu beş damarı, Kalın’ın satırları üzerinden tek tek açıyorum.
YİRMİ YILLIK BİR TAKİBİN VERDİĞİ GÖZ
Yirmi yıldır istihbarat dünyasını takip ediyorum. Sabah Gazetesi’nde tam 12 yıl Özel İstihbarat Müdürlüğü yaptım. Sahada, yurt içi ve yurt dışında yüzlerce istihbarat haberine imza attım. Devlet operasyonlarının perde arkasını yazdım. O yüzden bu yazıda teorik bir değerlendirme değil, sahanın dilini ve yaşananları bizzat göreceksiniz.
Saha derken neyi kastettiğimi anlatayım. En çarpıcı dosyalarımdan biri Devrimci Karargâh oldu. 26 Aralık 2011’deki “Karargâh’ı MİT çökertti” SABAH’taki manşetin ardından örgütün Avrupa ayağını deşifre etmek için sahaya indik. Yaklaşık iki yıl sürdü. On kişilik özel istihbarat ekibimle Avrupa’ya dağıldık. 1 Mayıslar başta olmak üzere sosyalist akımların takvimindeki her kritik günü Avrupa’da yerinde takip ettik. Muhtemel olasılıkları tek tek hesapladık. Hücre evlerinin izini bir bir sürdük. İsviçre Zürih’ten Hollanda ve Almanya’ya uzanan bir ağı sabırla çözdük. 16-17 Ekim 2013’te Sabah’ın manşetlerine “Ve İşte Hayalet” ile “İşte Devrimci Karargâh’ın Beyni” başlıklarını taşıdım. Türk istihbarat birimlerinde bile güncel fotoğrafı olmayan örgüt lideri Serdar Kaya ilk kez görüntülendi. O günden bugüne bana kalan ders net: İstihbaratı masadan değil sahadan anlarsınız.
PEKİ SERDAR KAYA KİMDİ?
“Bu kişi kim?” sorusu akla gelebilir; kısaca hatırlatayım. 1955 doğumlu Serdar Kaya, eski sol hareketlerden gelen, 1998’deki gıyabi tutuklama kararıyla Almanya’ya kaçan ve Devrimci Karargâh’ı kuran bir örgüt lideriydi. Hem siyasi lideri, hem teorisyeni. Örgütün sicili ağırdı: İki emniyet görevlisinin şehit edilmesi, on bir polisin yaralanması, Selimiye Kışlası ve AK Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına yönelik bombalama girişimleri. Bir dava kapsamında polis şefi Hanefi Avcı’nın ilişkilendirilmesi ise sonradan ortaya çıktığı üzere FETÖ’nün kurgusu olan bir kumpastan ibaretti; bunu ayrıca belirtmek gerekir. Kaya, İnterpol difüzyon kararıyla aranmasına rağmen Almanya’da elini kolunu sallayarak yıllardır yaşıyordu. Merkezi Nürnberg’di ama Berlin’de de çok gizli bir adresi vardı; Almanya’dan İsviçre’ye oradan Hollanda’ya uzanan bir Avrupa ağının başındaydı.
HABERİN SONUCU: ÖRGÜT KENDİNİ DONDURDU!
Bu satırları yalnızca bir gazetecilik başarısı olarak yazmıyorum; dolaylı olarak bir güvenlik ve istihbarat başarısını da beraberinde doğurdu. “Ve İşte Hayalet” manşetinin hemen ardından Devrimci Karargâh Silahlı Terör Örgütü, haberin yayınlanmasından bir gün sonra kendi resmi internet sitesinden özel bir açıklama yaptı. Kaya, kendi imzasıyla, Türkiye devletine bağlı istihbarat örgütünün kendisine verdiği mesajı anladığını söyledi. Örgüt o günden itibaren terör faaliyetlerini fiilen durdurdu; 2013 sonrasında Türkiye’de yeni bir silahlı eylem yapmadı. İki yıllık sabırlı bir saha takibi, bir gazete haberine dönüştüğünde bile koca bir terör örgütünü susturabiliyordu. Buradan çıkarılacak ders nettir: Doğru yapılmış saha takibi, bazen en kalın raporlardan daha güçlü bir önleyici savunma yaratır. Teşkilat Başkanı Kalın’ın bugün STRATCOM’da “riskleri tehdide dönüşmeden bertaraf ediyoruz” derken kastettiği refleks, aslında iyi istihbaratçılığın çalıştığı zemindir.
BERLİN’DE EKSİ BEŞ DERECEDE ZATÜRİYYE OLMAK
Takibin son haftalarında çemberi iyice daraltmıştık. Berlin’deydik. Hava eksi beş dereceydi. Örgüt liderine yönelik fiziki takibi günlerce dondurucu sokaklarda sürdürdük. Bir noktada artık vücudum dayanamayarak pes etti; zatürreye yakalanmıştım. Türkiye’ye dönmek, iki yıllık operasyonu çöpe atmak demekti. Hedefe bir adım uzaklıktaydık. Operatif görevin başından ayrılmam mümkün değildi.
Önce Berlin’deki bir Alman hastanesine gittim. Doktorlar, ciğerlerimin çok kötüleştiğini, tedavimin uzun süreceğini, Türkiye’ye mutlaka dönüp tedaviyi orada tamamlamam gerektiğini söylediler. Dönemezdim. Ama tedavi olmazsam ayakta da kalamazdım. İki mecburiyet arasına adeta sıkışmıştım ve üçüncü bir yol bulmak zorundaydım. Berlin’de yaşayan, Suriye’den kaçmış kaçak bir doktoru buldum. acilen tedavi olmam gerektiğini söyledi. Ama Doktor kaçak hasta da kaçaktı. Reçete yazamıyordu. ihtiyacım olan penisilini doktorla yaptığımız bir kurguyla çakma bir isim üzerinden ihtiyacım olan ilacı eczaneden aldım. Her gün o doktorun yanına gidip iğnelerimi gizli gizli yaptırdım. Saha da hem kaçak bir hastaydım hem de takipçi. Görevimin başından bir an bile ayrılmadım. Sonunda Kaya’yı iki yılın sonunda Berlin’de görüntüledik, örgütün tüm hücre ağlarını tek tek belgeledik.
NUREMBERG’TE ÖLÜMLE BURUN BURUNA
Aynı operasyonun başka bir sahnesi Nuremberg’de yaşandı. DK hücre evinin takibi için ekip arkadaşımı takip için kullandığımız bir aracın bagajına görünmeyecek şekilde yerleştirdik. Bagajda küçük bir delik açmıştık; oradan hücre evini görüntüleyecekti. Ön kaputu açtım, bir kabloyu söktüm. Amaç arızalanmış ve yolda kalmış araç süsü vermekti. Dörtlüleri açarak sözde tamirci aramaya çıkmıştım. Camlar kapalı halde kapıları kilitledim, ana caddede bir tur atarak önceden belirlediğimiz karşı duraktaki keşif faaliyeti için yerime geçtim.
O gün hava beklediğimizden sıcak çıktı. Takip ve bekleme uzadı. Gazeteci arkadaşıma mesaj attım; cevap yok. Bir daha attım; yine yok. Aradım; ses gelmedi. İçime bir his düştü. Hemen araca koştum. Kapıyı açtığımda arkadaşım bagajda havasızlıktan bayılmış, ölmek üzereydi. Onu anında dışarı çıkardım, hava almasını sağladım. Sonradan düşündüğümde içim titredi: Birkaç dakika daha gecikseydim boğularak ölecekti. Hayatını kıl payı kurtardık.
Bu anekdotu bir kahramanlık anlatımı için değil, sahada yaşanan bir gerçeği ortaya koymak için paylaşıyorum. Türk istihbaratı bir zamanlar yabancı servislerin adeta arka bahçesiydi. Bugün o yapı tamamen yıkıldı. Çünkü artık şu doktrin resmen kabul edildi: Kendi istihbaratını kendin kurmak zorundasın; yoksa sahada var olamazsın. Teşkilat Başkanı İbrahim Kalın’ın 3 yıllık döneminde MİT’in yurt dışı saha kapasitesi her geçen gün çarpan etkisiyle yükselişini sürdürüyor…
SALONDA NELER SÖYLEDİ
28 Mart günü STRATCOM 2026 Zirvesi için Kalın sahneye çıktığında arkasında şu cümle yazıyordu: “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı.” Salonda diplomatlar vardı, istihbaratçılar vardı, akademisyenler vardı. Ben Kalın’ın cümlelerinin hangi cenaha, hangi mesajla gittiğini istihbari mantıkla okumaya çalıştım. Not aldım. Kenarlara işaret koydum. Sayın Kalın’ın açıklamalarını yeniden ve bir daha yeniden okudum. Yirmi yıllık tecrübemden öğrendiğim şu: Bir istihbarat başkanının söylediği kadar söylemediği de önemlidir. Kalın’ın STRATCOM konuşması tam böyle bir metindi. Bu bir değerlendirme değil, açık bir yol haritasıydı.
Bir istihbarat analisti gözüyle baktığımda, bu konuşmanın yedi katmanı olduğunu gördüm. Şimdi her katmanı tek tek açıyorum.
BİRİNCİ KATMAN: BİLGİNİN KALİTESİ
Kalın, toplanan istihbari bilginin niceliksel değil niteliksel analiziyle ilerlediklerini söyledi; büyük veriyi stratejik istihbarata dönüştürdüklerini anlattı.
Bu cümleyi duyar duymaz not defterime şunu yazdım: “Klasik MİT bitti.” Eskiden başarı kriteri tekti: “Ne kadar çok bilgi topluyorsun?” Şimdi mesele değişti. Kalın’ın tarif ettiği yapı; veri yığınını işleyebilen, yorumlayabilen, onu devlet aklına çevirebilen bir analiz makinesi. Raporu sayfalarca kalın olan değil, raporu akıllı olan teşkilat. Bu cümle basit bir ifade değil; Teşkilatta uzun yıllara yayılacak bir kültür değişiminin ilanıydı.
ATASAGUN DÖNEMİ VE DOĞRULAMA SKANDALI
Bu dönüşümün boyutunu kavramak için biraz geriye bakmak gerekiyor. Şenkal Atasagun’un MİT Müsteşarlığı döneminde yaşanan en büyük zafiyet şuydu: Devletin resmi istihbarat arşivi, doğrulanmamış bilgilere açık tutuldu. Savunma hattı zayıftı. Dışarıdan posta yoluyla gönderilen “Ergenekon ihbar CD’leri”; kaynağı teyit edilmeden, gerçekliği sorgulanmadan, çapraz kontrolü yapılmadan maalesef resmi MİT arşivine doğruymuş gibi yerleştirildi. Bu, istihbarat tarihinin görebileceği en ağır skandallardan biridir. Çünkü bir servisin arşivi, devletin en güvenli hafızasıdır. Oraya giren her belge resmi kayıt hükmündedir. Doğrulanmamış bir CD’yi oraya koymak, yalanı devletin sicili haline getirmek demektir.
İşte tam bu yüzden istihbaratın patronu kimdir, nasıl düşünür, hangi belgeyi hangi süzgeçten geçirir sorusu hayati önem taşır. Bir MİT Başkanı, teşkilata ulaşan her bilgiyi arşive almadan önce şu soruları sormak zorundadır: “Bu kaynak güvenilir mi? Bu belge kurgu mu? Arkasında kim var?” Aksi halde teşkilat; düşman servislerin, FETÖ gibi paralel yapıların posta kutusuna döner. Atasagun döneminde yaşanan tam olarak budur. İleride ayrı bir yazımda, bu doğrulanmamış arşiv kayıtlarının Özel Yetkili Savcı Zekeriya Öz üzerinden resmi yollarla nasıl “devlet belgesine” dönüştürüldüğünü ve Ergenekon kumpasının resmi zemininin nasıl atıldığını, birinci elden tanıklığımla ayrıntılı biçimde anlatacağım.
Kalın döneminin “önleyici istihbarat” ve “niteliksel analiz” vurgularının ne kadar kritik bir kırılmayı ifade ettiğini, ancak o dönemin fotoğrafını hatırlayınca görebilirsiniz. MİT’in gelen her bilgiyi arşive olduğu gibi kaydettiği dönemden, bugün o bilgiyi sorgulayan zeka ile çapraz doğrulayan, niteliksel analizden geçiren ve ancak ondan sonra kayda alan yapıya geçiş; basit bir “reform” değildir. Bu, devletin hafızasını yeniden kuran bir dönüşümdür.
BARANSU DÖNEMİ VE MİT’İ ZAYIFLATMA PLANI
Dönüşümün ağırlığını anlamak için bir hatırlatma daha gerekli. MİT’in Türk Hava Yolları başta olmak üzere devletin resmî kurumlarının veritabanlarına erişimini sağlayacak yasal düzenleme sürecini hatırlayın. O günlerde, bugün hala tutuklu olan FETÖ’cü gazeteci Mehmet Baransu’nun Taraf Gazetesi’nde MİT aleyhine onlarca yazısı, makalesi çıktı. “MİT bizi izliyor”, “MİT Türk Hava Yolları’ndaki verilere neden erişmek istiyor” türünden manşetler arka arkaya savruldu.
Arka planda çok net bir plan vardı. Devletin kendi resmi kurumlarının veri tabanlarına bile ulaşmasına tahammül edemeyen bir küresel akıl, Türk istihbaratını kendi ülkesinin verilerinden yoksun bırakmak istiyordu. Amaç basitti: MİT güçlenmesin. Çünkü güçlü bir Türk istihbaratı, o küresel aklın Türkiye’deki harekat alanını daraltacaktı. Baransu’nun o dönemki yazı dizisi, FETÖ’nün devleti kendi istihbarat aklından mahrum bırakma planının açık belgesidir.
Bugün tablo tersine dönmüş durumda. MİT artık 80 milyonluk bir ülkenin veri mimarisini bütünsel biçimde analiz eden; önleyici istihbarat ve kontr-espiyonaj üreten bir kuruma dönüştü. Bir zamanlar resmi kurum verilerine erişmesine bile tahammül edemeyenler, bugün MİT’in yapay zeka entegre veri analiz mimarisini izlemek zorunda. O dış akıl artık yıkıldı. Bu, Türk istihbarat tarihinin en büyük sessiz zaferlerinden biridir.
İKİNCİ KATMAN: ÖNLEYİCİ İSTİHBARAT
Kalın, Teşkilat’ın önleyici istihbarat anlayışıyla çalıştığını söyledi.
Bu cümlenin ağırlığını ancak yıllardır bu alanı takip edenler kavrayabilir. Çünkü bu, Teşkilat’ın tarihsel doktrininin kökten değişimidir. Yıllarca MİT, olaydan sonra devreye giren bir yapıydı. Saldırı olurdu, analiz başlardı. Casus yakalanırdı, ağ deşifre edilirdi. Kalın’ın kurduğu cümle ise tam tersini söylüyor: Olay olmadan önleyen teşkilat. Bu dönüşümün ilk kıpırtılarını Fidan döneminin son iki yılında fark etmiştim. Kalın döneminde artık resmi doktrin haline geldi.
Ben bu önleyici mantığı yakından biliyorum; çünkü gazetecilikte de aynı yöntem işler. Saha bilgisini topla, doğrula, analiz et, ertesi günün manşetini önceden görerek yaz. Eskiden MİT eline gelen bilgileri çoğu zaman arşiv bilgisi olarak kaydederdi. Bugün ise saha bilgisini henüz olmamış olasılıklar üzerinden değerlendiriyor. Tehdide dönüşmeden reçetesini hazırlıyor. Artık bu mantığın MİT’in kurumsal doktrinine dönüştüğünü görüyorum.
ÜÇÜNCÜ KATMAN: AJAN AĞLARI
Kalın, geçtiğimiz yıllarda ülkemize karşı kurulan ajan ağlarının tek tek deşifre edilmeye başlandığını söyledi. Espiyonajın yeni yöntemlerini sıraladı: Paravan şirketler, organize suç çeteleri, özel dedektifler.
Burada şu sinyali aldım: MİT artık klasik kontr-espiyonaj anlayışının dışına çıktı. Yıllardır yazıyorum. İran operasyonları, Mossad ajan ağları, Rus hatları Türkiye’de hep klasik yöntemlerle izlenirdi. Son 7 yılda yöntemler kökten değişti. Artık karşınızdaki casus takım elbiseli adam değil. Bir muhasebeci, bir özel dedektif ya da bir organize suç çetesi elemanı olabilir. Kalın bu cümleyle şunu söylüyor: “Biz de artık onları yakalayacak yeni bir teşkilatız.”
DÖRDÜNCÜ KATMAN: SİBER VATAN
Kalın, vatan savunmasının sadece fiziki sınırla sınırlı olmadığını belirtti; “siber vatan” kavramını özellikle vurguladı.
Bu kavramın Türk istihbarat literatürüne girişini adım adım izledim. Fidan döneminin son yıllarında Siber Güvenlik Başkanlığı’nın ağırlığı belirgin biçimde artmıştı. Kalın ise bu yapıyı doktriner bir kavrama dönüştürdü. Artık sadece kara, deniz, hava değil; sunucular, veri merkezleri, telekomünikasyon altyapısı, hatta vatandaşın cep telefonu da vatan toprağı. Kalın’ın bu kavramı telaffuz etmesi, Türkiye’nin siber alanda artık savunmadan inisiyatife geçtiğinin en net mesajıdır.
BEŞİNCİ KATMAN: FİDAN’DAN KALIN’A
Bu noktada durup önemli bir tespit yapmak lazım. Kalın’ın söylediklerini anlamak için, Fidan’dan devraldığı mirası bilmek şart. O mirasın matematiksel anahtarı da 1999 yılında yazılmış bir belgedir.
1999 BİLKENT TEZİ: BUGÜNÜN MİT’İNİN PLANI
Fidan’ın MİT’i nasıl dönüştürdüğünü anlamak isteyen her gazeteci, o dönem 31 yaşında bir astsubay olan Hakan Fidan’ın Mayıs 1999’da Bilkent Üniversitesi’nde tez danışmanı Dr. Mustafa Kibaroğlu yönetiminde kaleme aldığı 86 sayfalık yüksek lisans tezini okumalıdır. Tezin başlığı: “İstihbarat ve Dış Politika: İngiliz, Amerikan ve Türk İstihbarat Sistemlerinin Mukayesesi.”
Ben bu tezi Aralık 2012’de bizzat Bilkent’e giderek okudum. Fidan o dönemde 27 Mayıs 2010’dan beri MİT Müsteşarlığı görevindeydi ve 7 Şubat 2012’deki MİT kumpası çerçevesinde tutuklama girişiminin ardından bizzat dönemin Başbakanı olan Erdoğan’ın ağzından “sır küpü” olarak anılmaya başlanmıştı. Türkiye’de bu tezi ilk okuyan gazetecilerden biri oldum. Kıymetli gazeteci arkadaşım Ferhat Ünlü ile birlikte tezi satır satır analiz ettik. Ünlü’nün “Yeni devletin sır küpü” ve “Devletin sır küpü Hakan Fidan” başlıklı Sabah yazıları, bizim Bilkent ziyaretimizden yaklaşık bir ay sonra, Ocak 2013’te yayımlandı.
Tezi elimize aldığımızda şunu fark ettik: Karşımızda 31 yaşında bir astsubayın yazdığı sıradan bir ders kitabı yoktu. Elimizde Türk istihbaratının yol haritası vardı. Tezde üç katman iç içe örülmüştü. Birincide dünya istihbarat tarihinin üç ekolü karşılaştırılıyordu: İngiliz, Amerikan, Sovyet. İkincide Türk istihbaratının bu üçünden hangisine yakın durduğu analiz ediliyordu. Üçüncüde ise çok daha kıymetli bir şey vardı: Türk istihbaratının ne yöne evrilmesi gerektiğine dair somut öneriler.
Bizi asıl heyecanlandıran üçüncü katmandı. Çünkü Fidan sadece teşhis koymuyordu; reçete de yazıyordu. Reçetesi çok net ve bir o kadar cesurdu: Türk istihbaratı Sovyet ekolünün kalıntılarından sıyrılmalı, Anglo-Sakson modeline yaklaşmalı, dış istihbarat güçlendirilmeli, zamanla iç ve dış istihbarat iki ayrı teşkilat olarak yapılandırılmalıydı.
Ama tam bu noktada Fidan, Türkiye’nin kendine özgü koşuluna dair çok keskin bir uyarı yapıyordu: Bu topraklarda dış güvenliğin her zaman bir iç boyutu da vardır. Bu yüzden ikisini aniden, tamamen ayırmak riskliydi. Geçiş dönemi için akıllı bir çözüm öneriyordu: MİT bünyesinde iç ve dış istihbaratı yürüten ayrı birimler kurulmalıydı. Bu tek cümle, yıllar sonra Fidan’ın MİT’te hayata geçirdiği yapının matematiksel anahtarıdır. Bugün MİT bünyesindeki “Dış Operasyonlar Başkanlığı” ile içerideki “Güvenlik İstihbaratı” yapısı arasındaki kurgu, tam olarak o tezde çizilen modelin canlı halidir.
O gün Bilkent’ten çıkarken Ferhat’la ben birbirimize şöyle demiştik: Bu tezi yazan adam MİT’i nasıl dönüştüreceğini resmen kağıda dökmüş; 11 yıl sonra MİT Müsteşarı koltuğuna oturduğunda ise ne yapacağını çok önceden ilan etmişti.
“İyi istihbarat, her zaman iyi dış politikayı garanti etmez. Ama kötü istihbarat, yanlış politika doğurur.”
HAKAN FİDAN, 1999 BİLKENT YÜKSEK LİSANS TEZİ
Bu tek cümle aslında Fidan döneminin 13 yıllık doktrinini özetliyor. Kalın döneminde gördüklerimizin temeli de burada yatıyor. MİT’in Dış Operasyonlar Başkanlığı, sınır ötesi operasyonlardan uluslararası istihbarat temaslarına, FETÖ ile mücadeleden PKK/YPG hattına kadar geniş bir alanda tarihsel bir sıçrama yaşadı. Fidan sessizdi, sesini bile duymazdık. Ama sahada imzası her yerdeydi. Kalın ise bu devasa operatif gücün üzerine diplomatik bir katman daha çıkıyor. MİT artık yalnızca sahada değil, masada da konuşuyor. Fidan döneminde sesi duyulmayan Teşkilat, Kalın döneminde masada görünür hale geldi. Bu bir zayıflık işareti değil; tam aksine, yeni bir stratejinin izidir. Fidan sahayı kurdu; Kalın o sahadan masaya köprü inşa etti.
Son dönemdeki üst düzey atamalar da Teşkilat’ın önümüzdeki süreçte daha da güçleneceğinin, sahada daha operatif bir refleks kazanacağının habercisi. Yirmi yıllık takibe dayanarak şunu öngördüğümü söyleyebilirim: MİT, önümüzdeki dönemde hem operasyonel keskinliğini hem diplomatik ağırlığını aynı anda artıran nadir servislerden biri olacak.
Dış istihbarat meselesinde birinci elden tanıklığımla bir karşılaştırma yapmak istiyorum. Serdar Kaya gibi yurt dışı dosyalarda eskiden şu tabloyla karşılaşırdım: MİT’in dış misyonlardaki elemanları, maalesef söylemek zorundayım, konsolosluktan burunlarını bile dışarı çıkarmakta çekingendi. Sahada dolaşan, temas kuran, elemanlama yapan, hücre evi takip eden istihbaratçılar maalesef yoktu. Teşkilat’ın yurt dışı saha refleksinde tarihsel bir zaaf vardı. Bugün ise tablo kökten değişti. Dış Operasyonlar Başkanlığı (DOB) çatısı altında kurulan çok katmanlı gizli yapılar, Kalın döneminde en üst saha kapasitesine ulaştı. Artık sahada MİT var. Görünür, temas kuran, risk alan, operasyon yürüten bir Türk istihbaratı var. Bu dönüşümü kelimelerden değil, eskiden o sahalarda tek başına yalnız yürümüş bir istihbaratçı gazeteci olarak söylüyorum.
UÇAKTAKİ O DİYALOG
Bu noktada hiç unutamadığım bir anekdotu paylaşmak istiyorum. 17 Kasım 2023’teki günübirlik Almanya Berlin ziyaretinde, uçağımız Avrupa semalarında uçarken Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a o dönem yaptığım haberleri anlatıyordum. FETÖ, PKK ve diğer terör örgütlerinin Avrupa’daki yapılanmalarına ilişkin haberlerim, örgütlerin hücre adreslerine kadar indiğim saha takipleri Cumhurbaşkanımızın dikkatini çekmişti. Kalın, o tarihte MİT Başkanlığı görevini beş ay önce devralmış, göreve henüz yeni başlamıştı.
Cumhurbaşkanımız o esnada bana dönerek şunları söyledi: “Abdurrahman, sen istihbarat dünyasını iyi okuyabilen, iyi bir istihbaratçı gazetecisin.” Kalın’ın da yanında olduğu bu anda kendisine teşekkür ettim. Bir gazeteci için devletin en tepesinden gelen böyle bir değerlendirmenin ağırlığı tarif edilemez. Hemen ardından Sayın Cumhurbaşkanımız, MİT Başkanı Kalın’a döndü:
“İbrahim, Abdurrahman dünyanın her yerinde bu Fetullahçıları buluyor, görüntülüyor, adreslerini tespit ediyor. Siz de bunları yakalayıp ülkeye getirin.”
▪️Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
Kalın dönüp cevap verdi: “Anlaşıldı efendim, bu konuda çalışmalarımızı daha da arttıracağız.” O an uçakta tanık olduğum bu kısa diyalog, aslında Kalın’ın MİT Başkanlığı döneminin FETULLAHÇI Terör Örgütüne yönelik ilk yıl talimatlarından biri niteliğindeydi. Cumhurbaşkanımızın, göreve yeni başlamış bir MİT Başkanı’na hedef koyması; Kalın’ın bu hedefi aynı saniye kabullenip “daha da arttıracağız” demesi. Sonraki iki yılda Avrupa alanı olmasa bile FETÖ firarilerinin dünyanın dört bir yanından tek tek yakalanıp Türkiye’ye getirildiği operasyonların arka planında bu irade vardır. Avrupa semalarında söylenen o cümle, sonraki dönemde MİT’in onlarca başarılı yurt dışı operasyonuyla hayata geçti. Bu dönüşümün kıvılcımının atıldığı anlardan birine bizzat tanık olmak, benim için ayrı bir gurur kaynağı.
ALTINCI KATMAN: İSTİHBARAT DİPLOMASİSİ
Kalın, istihbaratın artık sadece bilgi toplayan bir yapı olmaktan çıkarıldığını; krizleri yöneten, arabuluculuk yapan bir araca dönüştüğünü anlattı.
Ben bu cümleyi aylardır yazıyorum; Kalın STRATCOM’da resmen ilan etti. İstanbul bugün gizli istihbarat diplomasisinin güvenli limanı haline gelmiş durumda. Sahada çatışan servisler bile masada Türkiye’nin kurduğu masalarda oturuyor. Uluslararası çevrelerde artık “Kalın Vizyonu” diye konuşulan bu yaklaşım, Türk istihbaratının dünyaya açılan imzası oldu.
ANKARA CASUS TAKASI: DİPLOMASİNİN ZİRVE ANI
Kalın’ın istihbarat diplomasisinin tam olarak zirveye çıktığı anı söylemem gerekirse; hiç düşünmeden 1 Ağustos 2024’te Ankara’da gerçekleştirilen tarihi casus takasını gösteririm. O gün Teşkilat, Soğuk Savaş sonrasının en büyük takas operasyonuna imza attı. Yedi ülkenin cezaevlerinde tutulan toplam 26 kişi, Ankara’da eş zamanlı olarak takas edildi. Müzakere sürecinin başından son ana kadar takasın bütün güvenlik önlemleri, lojistik planlaması ve iletişim koordinasyonu doğrudan MİT tarafından yürütüldü. Bu, doğrudan MİT organizasyonuyla ve güven zeminine dayalı biçimde yürütülmüş bir operasyondu.
Takasın merkezinde dünyanın en güçlü üç istihbarat servisi vardı. ABD adına CIA, Rusya adına SVR ve FSB, Almanya adına BND sahnedeydi. Bu üç servis, yıllardır sahada birbirine karşı çetin operasyonlar yürüten rakip kurumlar. Ama o gün Ankara’da, Türkiye’nin kurduğu koordinasyon zemini sayesinde aynı pistte uçaklarını park ettiler ve MİT’in onayıyla rehineleri teslim alıp ülkelerine götürdüler. Polonya, Slovenya, Norveç ve Belarus da takasa taraf olan diğer dört ülkeydi.
Operasyonun ölçeği akıl alır gibi değildi. ABD’den iki, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç ve Rusya’dan birer uçak olmak üzere toplam yedi uçak aynı anda Esenboğa’ya indi. İkisi çocuk on kişi Rusya’ya, on üç kişi Almanya’ya, üç kişi ABD’ye teslim edildi. Rehinelerin uçaktan alınması, güvenli alanlara intikali, sağlık kontrolleri, parmak izleri, kimlik tasdik işlemleri ve gidecekleri ülke uçaklarına yerleştirilmesi; her bir adım MİT personelinin gözetiminde ve MİT’in talimatıyla yapıldı. Uçakların kalkışı bile MİT’in onayıyla gerçekleşti.
Uluslararası ağırlığı anlamak için şu manzaraya bakmak yeter: ABD Başkanı Joe Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris, takas anında Beyaz Saray’dan canlı yayınla rehinelerin kendilerine teslim edilmesini bekledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova’daki Vnukovo Havalimanı’na bizzat gidip takas edilen Rusları kırmızı halıda karşıladı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, dönüş uçağını Köln’de karşıladı. Dünyanın en güçlü üç liderinin aynı gün, aynı operasyonun son aşamasında sahneye çıkması tek bir anlama geliyordu: Süreç tek bir ülke tarafından yönetilmiş, o ülke de Türkiye’ydi.
Bu güven zemini bir günde kurulmadı. Kalın aylarca süren perde arkası temaslarını, farklı başkentlere yapılan sessiz ziyaretleri, doğrudan ve dolaylı kanal yönetimini bizzat yürüttü. Temmuz 2024’te taraflar Türkiye’de bir araya getirildi; müzakerelerin başından sonuna kadar arabuluculuk faaliyeti MİT tarafından üstlenildi. Bu takas sahnesinin her karesi Ankara imzalıdır; o imzanın altındaki isim de Prof: İbrahim Kalın’dır.
Yirmi yıldır uluslararası istihbarat dünyasını takip eden bir gazeteci olarak rahatlıkla söyleyebilirim: CIA ile SVR’yi aynı havaalanında, aynı dakikada, aynı koordinasyonla hareket ettirebilen bir istihbarat servisi dünyada parmakla sayılacak kadar azdır. MİT bunu sadece kapasitesi yettiği için değil, iki tarafın da Türkiye’nin arabulucu kimliğine tam güven duyduğu için başardı. İstihbarat diplomasisi, işte tam da budur. Askerin çözemediğini, diplomatın ulaşamadığını bir istihbarat servisi çözer. “Kalın Vizyonu” dediğimiz doktrin, 1 Ağustos 2024’te Esenboğa pistinde somut bir olaya dönüştü.
Bu operasyonun Türkiye’ye kazandırdığı itibar; sonraki dönemde Ukrayna-Rusya esir takaslarının, Gazze ateşkesi görüşmelerinin, Pakistan-Afganistan arabuluculuğunun ve bugün yaşanan Dolmabahçe-Antalya diplomasi trafiğinin kapısını açtı. İstihbarat diplomasisinin zirvesi Ağustos 2024’te görüldü; bugünkü hasat dönemi de o zirvenin doğrudan mirası.
YEDİNCİ KATMAN: “İSMİNİ KOYMADIĞIN ŞEY SENİN DEĞİLDİR”
Kalın’ın konuşmasının en felsefi cümlesi buydu. Başkalarının kelimeleriyle kendi hikayemizi anlatamayacağımızı söyledi; kendi kavramlarımızı, kendi dilimizi kurmamız gerektiğini vurguladı.
Bu cümle çok şey anlatıyor. Dünyada istihbarat dendiğinde akla hep İngiliz ekolü, Amerikan ekolü, Rus ekolü gelir. Kalın ise “Artık Türk ekolü de var” diyor; hem de Batı’dan ithal kavramlarla değil, kendi kelimelerimizle. Milli İstihbarat Akademisi bu yüzden kuruldu. Orada yeni nesil istihbaratçı değil, yeni nesil düşünen kafa yetiştirilecek.
BEBEK HOTEL’DE: “BİZİM ÇOCUKLARDAN JAMES BOND ÇIKMAZ”
Bu noktada çok özel bir hatırayı paylaşmak istiyorum. Yıllar önce MİT’in ilk sivil müsteşarlarından Sönmez Köksal ile İstanbul Bebek Hotel’de bir araya gelmiştik. Sönmez Bey bana çok açık konuştu: “Abdurrahman, Türk istihbaratı İngiliz MI6 seviyesine ulaşması çok zor. Bizim çocuklardan James Bond çıkmaz.” demişti.
O tarihte MİT’in başında Emre Taner vardı. Sönmez Köksal, Türk istihbaratının dünya ligine çıkmasına hiç ihtimal vermiyordu. O sözlerin üzerinden çok geçmeden, Hakan Fidan’ın önce Müsteşar Yardımcılığı’na, sonra Müsteşarlığa yükselişini yazdım. 13 yıllık Fidan dönemi boyunca Bebek Hotel’deki o cümle sürekli aklıma geldi. Çünkü MİT, Sönmez Bey’in tahmin ettiği yerde kalmadı; her yıl biraz daha yükseldi.
Bugün Kalın döneminde artık mesele başkasına benzemek bile değil. Kalın STRATCOM konuşmasında açıkça şunu söylüyor: “Kendi kelimelerimizi kendimiz kuracağız.” Türk istihbaratı artık başkasına benzemeyi hedef olarak seçmiyor; kendi ekolünü kuruyor. Yıllarca İngiliz MI6’yı, Amerikan CIA’yı, İsrail Mossad’ı, Rus SVR’yi takip etmiş bir gazeteci olarak şunu söyleyebilirim: Bir istihbarat servisinin kendi kavram setini kurabilmesi, dünya ligine çıkmasının birinci şartıdır. Kalın bu şartı açıkça ilan etti. Bebek Hotel’deki o sohbetin üzerinden geçen yıllarda şunu gördüm: İnanırsanız başarırsınız. MİT inandı, başardı. Şimdi Kalın’la birlikte kendi ekolünün adını koyuyor.
İNSAN, MAKİNE, YAPAY ZEKÂ
Kalın, MİT’in insan istihbaratını, teknik istihbaratı ve açık kaynaklardan (OSİNT) toplanan bilgiyi yapay zeka ile harmanladığını anlattı.
İşin sırrı tam burada. Dünya çok hızlı döndü. Hipersonik füzeler saniyelerle konuşuyor. Uydular her yeri görüyor. Yapay zekâ kendi başına karar verebiliyor. Hızla gelişen bu dünyada ayakta kalabilmek için klasik istihbaratçının refleksini artırmak şart. Kalın’ın anlattığı MİT; insanın tecrübesini makinenin hızıyla ve yapay zekânın işleme gücüyle birleştiren bir yapı. Bu birleşimin Türkiye’yi önümüzdeki on yılda oyun kurucu yapacağına inanıyorum.
SABAH’taki bir yazımda da bu noktaya dikkat çekmiştim: 15 Mach ve üzeri hızlara ulaşan bir hipersonik füzenin arkasında mutlaka on yıllara varan öncü bir istihbari casusluk ağı vardır. Bu tür sistemlerin fizik ve matematik mühendisliğine çarpan etkisi yapabilmesi, ancak öncü istihbaratın devrede olmasıyla mümkündür. Çin ve Rusya bu gerçeği çoktan kavradı. Bugün Çin istihbaratı, dünyada teknoloji casusluğunu en etkin kullanan servislerin başında geliyor; topladığı teknolojik bilgiyi doğrudan devlet gücüne çeviriyor. Artık savaş sahada değil, önceden elde edilen verilerle kazanılıyor. Kalın’ın kurduğu model de tam bu gerçeğe cevap veriyor.
“TÜRKİYE ARTIK OYUN KURUYOR”
“Türkiye artık sadece savunma sanayinde kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değildir. Aynı zamanda oyun kuran, sahada ve masada denge belirleyen bir aktöre dönüşmüştür. Bu dönüşüm, güçlü siyasi irade ve kararlılıkla desteklenmeye devam edecektir.”
Prof. Dr. İbrahim Kalın, STRATCOM 2026 Zirvenin sonuna doğru Kalın’ın altını çizdiği bu cümle, benim için her şeyi özetledi. ASELSAN sahayı görür. ROKETSAN vurur. HAVELSAN yönetir. TUSAŞ derinlik verir. Ama bu devasa kapasitenin hedefi göstereni MİT’tir. Kalın işte bu koordinasyonu kurdu. Artık hedef istihbari akılla belirleniyor, vuruşu savunma sanayii yapıyor. İşte yeni Türkiye’nin güvenlik mimarisi.
29 Mart 2026 tarihli “İstihbarat Savaşları ve Bilgi Çağı” başlıklı yazımda da bu formülü ayrıntılı biçimde ele almıştım. Türkiye, İHA ve SİHA’da oyun kurucu oldu. Şimdi sıra; istihbarat, veri ve teknoloji ile bu başarıyı tamamlamakta. Bunu başaran bir Türkiye, sadece güçlü olmakla kalmaz; savaşın kurallarını da yeniden yazar.
HASAT DÖNEMİ BAŞLADI
Kalın’ın STRATCOM konuşmasını salonda dinlerken içimden şöyle geçirdim: Bu adam sıradan bir değerlendirme yapmıyor; bir yol haritası çiziyor. Şubat 2025’te “MİT Dünyanın Her Noktasında” başlıklı yazımda bu dönüşümün gelişini işaret etmiştim. Ekim 2025’te Milli İstihbarat Akademisi’nin ev sahipliğindeki uluslararası kongreyi üç gün boyunca izledikten sonra “İstanbul artık istihbarat diplomasisinin güvenli limanı” demiştim.
Bugün bu sözler kağıtta kalmış bir temenni değil; sahada, masada, kulislerde karşılığını buluyor. MİT artık bilgi toplayan değil bilgi üreten; olayı takip eden değil olayı önceden gören; yalnızca ülke içinde değil dünyada söz sahibi olan bir kurum. Son atamalarla birlikte önümüzdeki dönemde bu gücün çok daha artacağını öngörüyorum.
“Kalın Vizyonu” ve “İstanbul Modeli” diye anılan bu yaklaşımın adı artık tek kelimeyle özetlenebilir: Türk Ekolü.
Yirmi yıldır bu alanı takip eden bir gazeteci olarak son söz şu olsun: teşkilatta yeni dönem çoktan başladı. Bu dönem, Türk istihbaratı için en verimli on yıl olacak. Yeni savaş düzeninin kuralı da net: Parası olan değil, bilgiyi yöneten kazanır. Türkiye ise bilgiyi yönetme yolunda artık kararlı adımlarla ilerliyor.
Daily Agenda
Published in the Official Gazette! New regulation in the Highway Traffic Regulation
“THE SCREEN USED FOR SYSTEM SETTINGS WILL NOT BE PENALIZED”
Regarding multimedia and smart screens, Çiftçi said, “No penalty will be applied to factory-made screens and screens used for navigation, parking support, interior and exterior cameras, recording devices and system settings.” he stated.
Regarding in-car audio systems, Minister Çiftçi said:
“It will be possible to use sound systems, subwoofers and amplifiers that comply with the specified technical standards. As long as the sound does not disturb the public peace by spilling out of the vehicle, no criminal action will be taken just because there is a sound system in the vehicle. In order to take action regarding the sound systems, it will be necessary to concretely detect and record that the sound is disturbing the peace of the environment by spilling outside the vehicle.”
Çiftçi stated that the use of individual audio and video devices placed on the seats or in suitable areas within the vehicle, which are available to passengers in buses and minibuses, will continue and said, “We will continue to work with an understanding that clarifies the rules, ensures unity in practice, protects the rights of our drivers and never compromises traffic safety.” he said.
News Entry
Daily Agenda
Harsh reaction from Türkiye to the treacherous terrorist act in Damascus: “We stand by brother Syria against the attacks”
CEVDET YILMAZ: “I DAMN THE ATTACK”
Vice President Cevdet Yılmaz said, “I condemn and curse in the strongest terms the terrorist attack in our brother and neighboring country Syria.”
In his post on his social media account, Vice President Yılmaz said, “I condemn and curse in the strongest terms the terrorist attack that took place in our brother and neighboring country Syria. I wish mercy to those who lost their lives in the attack, healing to the wounded, and my condolences to the Syrian people and government. Those who committed the terrorist act and those who stand behind it are doomed to lose. I believe that the Syrian people will be in unity against terrorism with all its elements. As the Republic of Turkey, we stand with the Syrian people and government who have come to this day by paying great prices.”
DIRECTOR OF COMMUNICATIONS DURAN: “Türkiye WILL CONTINUE TO SUPPORT”
Presidential Communications Director Burhanettin Duran condemned the attack in the Hejaz region of Damascus, the capital of Syria, which caused casualties.
Director of Communications Duran, in his post on his social media account, said, “I condemn in the strongest terms the treacherous terrorist attack carried out in the Hejaz region of Damascus, the capital of Syria. I wish God’s mercy to those who lost their lives in this heinous attack targeting innocent civilians, and a speedy recovery to the injured; I express my condolences to the brotherly Syrian people and the relatives of those who lost their lives. It is clear that terrorism targets the environment of trust and stability that is being tried to be re-established in Syria. The unity and solidarity of the brotherly Syrian people.” “I believe that Turkey will foil such vile attacks and continue its determined march towards peace, security and development under the leadership of our President, Mr. Recep Tayyip Erdoğan.”
EFKAN ALA: “THE SYRIAN PEOPLE ARE NOT ALONE”
AK Party Deputy Chairman Efkan Ala condemned the treacherous attack targeting civilians in Damascus, the capital of Syria.
In his statement on his NSosyal account, Ala said:
“We condemn today’s treacherous attack targeting civilians in Damascus in the strongest terms. May God have mercy on our brothers who lost their lives, offer our condolences to their grieving families and the entire Syrian people, and pray for a speedy recovery to the injured. The Syrian people are not alone in this difficult process. Turkey will resolutely continue its solidarity based on Syria’s security, unity and the law of brotherhood.”
News Entry
Daily Agenda
BREAKING NEWS I Minister Fidan: “Israel is a common problem of all humanity”
Breaking News… Breaking News… Minister of Foreign Affairs Hakan Fidan made important statements in a program he attended. Stating that Israel continues its aggression in the region and is looking for a new enemy, Minister Fidan said, “Israel is the common problem of all humanity.”
“THE POINT Türkiye HAS REACHED IS IMPORTANT”
Minister Fidan, who also made a statement about the NATO Summit, stated that Trump will attend the NATO summit and said, “This is important news for the NATO community. Moreover, Mr. Trump is participating in this because Mr. Erdoğan invited him. If it were not Mr. Erdoğan who invited him, he would not have attended. This has now become a great strategic equation. When you take into consideration today’s challenges, conflicts, troubles and slippage in the alliance, you see how big a role this equation plays. Here, our President’s global leadership vision, the relationship network he developed, the trust he created, the people he created.” “The prestige in his eyes and the point Türkiye has reached are important.”
DETAILS COMING…
News Entry
Daily Agenda
NATO Summit statement from Minister Çiftçi: “Measures have been taken for our common security”
“THE PLANNINGS WERE MADE TO MINIMUM AFFECT THE DAILY LIFE OF OUR CITIZENS”
Underlining that the measures taken are not arbitrary and that the highest level of coordination has been achieved in order not to negatively affect the daily lives of the citizens, Minister Çiftçi said, “Each application has been determined within the framework of international security standards, risk analyzes and the coordination of our relevant institutions. The meetings held under the chairmanship of our Ankara Governorship, our Ministry of Internal Affairs and our Vice President, Mr. Cevdet Yılmaz, have been various meetings. Plans have been made that will least affect the daily lives of our citizens, and all preparations have been completed to a large extent for the traffic flow to return to normal as soon as possible. “Our security units and relevant institutions work in the field with great coordination and sacrifice. Turkey is a country that has successfully hosted many international organizations to date and has received deserved appreciation for its safe organization capability. The NATO Leaders Summit will be held with the same understanding and state seriousness.” he said.
”PRECAUTIONS ARE BEING TAKEN FOR OUR COMMON SECURITY”
Emphasizing the importance of citizens’ common sense and touching upon the coordination mechanisms established for the summit, Minister Çiftçi said, “Hopefully, as a result of the measures we have taken, we aim to complete the NATO Leaders’ Summit without incident. The understanding and patience shown by our citizens will contribute to the successful completion of this important organization. I would like to thank our citizens for their understanding. I would like to take this opportunity to express that the measures taken are temporary measures and are implemented only for our common security.” he said.
“A COORDINATION CENTER WAS ESTABLISHED WITHIN THE MINISTRY OF INTERIOR FOR THE SUMMIT”
Sharing information about the coordination centers established within the scope of the summit, Minister Çiftçi said, “A coordination center was established within the Ankara Governorship and our Ministry of Internal Affairs in order to hold the summit safely. Both our Ankara Governorship and our Ministry of Internal Affairs are following the issue closely and sensitively.” He made a statement.
“IN TOTAL, 56 THOUSAND 288 PERSONNEL WILL WORK”
Announcing the number of personnel who will work within the scope of the summit and the details of the geographical security circle, Minister of Internal Affairs Mustafa Çiftçi said, “A total of 56 thousand 288 personnel will work. 48 thousand 841 of them are our police personnel and 7 thousand 447 are the personnel of our Gendarmerie General Command. In addition, 4 thousand 405 teams or teams will take part within the scope of these measures. Our plans have been completed to ensure coordination with the road control search points in Ankara and with neighboring provinces. “Our measures are not limited to Ankara, there are also measures to be taken in the provinces surrounding Ankara. We even have measures planned in our third generation provinces as well,” he said.
PRECAUTIONS WILL BE TAKEN AT AIRPORTS AND ROUTINES
Sharing the personnel distribution on the Presidential Complex and transfer routes with figures, Minister Çiftçi said, “A total of 3 thousand 926 personnel will work on the route between Esenboğa and the Presidential Complex. 1,742 personnel will take part in the measures taken between the abandoned Ankara, the newly opened Ankara Airport and the Presidential Complex.” Minister Çiftçi stated that they will work on a 24-hour basis within the scope of the summit. “Our personnel, vehicles, equipment and canine elements have been assigned on a 24-hour basis to ensure that the necessary searches, screening, traffic and security checkpoints can be completed efficiently and in the minimum amount of time against possible incidents that may occur at three airports, the Presidential Complex, routes and hotels,” he said.
“THE PRECAUTIONS TAKEN ON THE STREETS WILL BE TAKEN IN THE CYBER WORLD”
Concluding his speech by stating that the security of the summit is not limited to the physical area only, the highest level measures have been put into effect in the digital dimension, Minister Çiftçi said, “Cyber measures are also important for us. We carry out similar practices in the cyber world as we do on the streets. Our 7-24 virtual patrol activities continue in the cyber environment in order to fight against crime and criminals. A total of 639 extra personnel have been assigned for this. They also continue their virtual patrols.”
EVERY COUNTRY KEPT SECURITY MEASURES AT THE HIGHEST LEVEL
Minister Çiftçi noted that the extensive security measures taken for the summit hosted by Türkiye completely coincide with the practices in previous NATO meetings held in European countries. Emphasizing that the measures taken are at international standards, Çiftçi said, “The same security measures were taken in the Netherlands, where the previous meeting was held. In NATO strategic security meetings held in Europe, the measures have always been kept at the highest level. Therefore, we are not the only ones applying these high security procedures; all allied countries that hosted previous summits have similarly implemented security measures at the highest level.” he said.
ANNOUNCED THE ROADS TO BE CLOSED
At the meeting, Minister of Internal Affairs Mustafa Çiftçi listed the roads that will be closed during the NATO Leaders Summit as follows. Around the Presidential Complex – ATO Congresium, Presidential Boulevard, Alparslan Türkeş Street, Muhsin Yazıcıoğlu Street, Bestepe Street, Söğütözü Street, Martyr Teacher Şenay Aybüke Yalçın Street and 2169 and 2170 streets will be closed to traffic. 286th Street and 350th Street will be closed around the Alegria Business Hotel. 173rd Street, 171st Street and 172nd Street will be closed around the Crowne Plaza Hotel. Chisinau Street, Jose Marti Street, 720th Street and 721st Street around Divan Hotel will be closed to traffic. Life Street, Adalet Street, 5th Street, Nergiz Street, 4th Street, 3rd Street and 1st Street will be closed around Wyndham Grand – Mercure – Mövenpick hotels. Tehran Street, Argentina Street, Iran Street, Poland Street, Şehit Ömer Haluk Sipahioğlu Street, Boğaz Street, Billur Street, Bülten Street and Güniz Street will be closed to traffic around HiltonSA – Sheraton – Lugal hotels. Around the InterContinental Hotel, the section of Atatürk Boulevard between John F. Kennedy Street and Esat Street and Gülözü Street will be closed. Ufuk University Avenue, 1443rd Street and 1452nd Street will be closed to traffic around the JW Marriott Hotel. Around the Metropolitan Hotel, 1377th Street, 1380th Street and 1381st Street and all roads connecting to them will be closed to traffic. There will be no restrictions on pedestrian crossings.
News Entry
Daily Agenda
Minister Göktaş: “An investment in children is an investment in the future of the country”
Minister Göktaş attended the Arnavutköy Anadolu Neighborhood Mass Opening and Groundbreaking Ceremony, where the Family Counseling Center, Family Health Center, kindergarten, parking lot and car wash facility, which were completed by Arnavutköy Municipality, were opened and the foundation of the Arnavutköy Art and Vocational Training Course (ASMEK) building was laid.
Stating that investments ranging from education to consultancy, from health to infrastructure, from vocational training to production will offer new opportunities to the social life of the district, Göktaş thanked Arnavutköy Mayor Mustafa Candaroğlu and his team who contributed to the implementation of the projects.
Stating that what makes a city valuable is not only its streets and buildings, but also how people are touched is important, Göktaş said, “The city where the child grows up safely, where the family finds a hand next to them, and where the elderly are remembered, becomes truly beautiful. Life becomes more peaceful and fruitful where the path for the young is paved and the labor of the woman is rewarded.” he said.
Stating that the work and service approach put forward by President Recep Tayyip Erdoğan is to expand cities with services that center people, make life easier and touch every household, Göktaş said that the investments that were opened and the foundations of which were laid in Arnavutköy are a concrete reflection of this approach.
“INVESTMENT IN A CHILD IS THE MOST VALUABLE INVESTMENT IN THE FUTURE OF THE COUNTRY”
Emphasizing that the Arna Children’s Kindergarten, which was opened, is important in terms of providing children with quality education at an early age, Göktaş stated that here children will learn and develop through play, and will experience friendship, sharing and self-expression at an early age.
Mahinur Özdemir Göktaş said, “We know that investing in a child is the most valuable investment in the future of a country. I believe that our kindergarten will be a good start to the lives of many of our children.” he said.
Stating that the Family Counseling Center will be an important source of support for families, Göktaş said, “In this center, family, child and adolescent counseling, individual counseling, group therapies, training seminars and dietician services will be provided. It will enable our families to easily access the support they need, and will provide a safe environment where our children and young people can express themselves better and become stronger with the right guidance. The Family Health Center will connect our citizens with health services faster and easier with its modern infrastructure.” he said.
Stating that ASMEK, the foundation of which was laid, has a special importance for the district, Minister Göktaş explained that citizens will be offered the opportunity to acquire a profession through the trainings to be given at the center. Göktaş said, “Here, our brothers and sisters will gain new skills, turn their own labor into production, and contribute to the family economy. In this respect, ASMEK will offer important opportunities, especially for women and our youth.” he said.
Noting that the inaugurated parking lot and car wash facilities will make the daily life of citizens easier, Göktaş said that the steps taken today will contribute to the joy of children, the peace of families, the labor of young people and the future of Arnavutköy.
Emphasizing that, as the Ministry, they will continue to support every service that focuses on the family, Mahinur Özdemir Göktaş noted that they will strengthen cooperation with local governments and expand services that meet the needs of citizens of all ages.
“WE WILL LAY THE FOUNDATION OF THE DISABLED LIFE CENTER IN ARNAVUTKÖY SOON”
Explaining that new social service investments will be implemented in Arnavutköy, Göktaş said, “Hopefully, we will lay the foundations of an Accessible Life Center in Arnavutköy in a short time. Likewise, we will increase the number of nurseries. We will lay the foundations of our day children’s centers and child care centers for the 0-6 age group, which also appeal to 0-3 years old, in Arnavutköy soon.” he said.
Minister Göktaş also touched upon the “10 Years of Family and Population” vision and concluded his words as follows:
“We see all these services as permanent investments that strengthen people and society, and we greatly appreciate the efforts of our local governments in this direction. Because we know that family-friendly cities start with child-friendly places. They are strengthened with consultancy and guidance services. They come to life in centers where women, young people and citizens of all ages participate in production. The 10 Years of Family and Population will take this understanding further. The next 10 years will be the name of a new era that strengthens the family and brings our cities together with family-friendly services.”
Arnavutköy Mayor Candaroğlu stated that the municipality’s service approach is based on producing works and investing in the future of the district and said:
“We produce solutions, not excuses. We continue to add value to our Arnavutköy with a management approach that plans for the future, not the day. Of course, we implement all these services thanks to a strong state will and harmony between our institutions. We continue to resolutely contribute to the Turkey Century vision put forward under the leadership of our President, Mr. Recep Tayyip Erdoğan, with our works, investments and services from our Arnavutköy.”
After the speeches, a prayer was made, Minister Göktaş and Mayor Candaroğlu cut the mass opening and groundbreaking ribbon with the children.
Daily Agenda
Great interest in the DOA application, which started in 81 provinces! First Lady Erdoğan: It will add value to our country’s economy
1 TL INCENTIVE FEE CAN BE EARNED FOR EACH PACKAGING
Öztürk stated that the DOA system is a holistic system that enables the separate collection of plastic, glass and aluminum beverage packaging at the source, their digital monitoring and their re-introduction to the economy.
“Our citizens will be able to earn an incentive fee of 1 lira for each suitable packaging by delivering plastic, glass and aluminum beverage packaging with the DOA logo to deposit return machines or manual return points.” Öztürk said, “In order to support the fair and sustainable functioning of the system for individual returns, we have determined 200 packages as a daily upper limit. The incentive fee will be transferred to the DOA wallet. Our citizens will be able to transfer their accumulated balances to their bank accounts, withdraw them from ATMs or use them for shopping.” he said.
Öztürk stated that the system consists of 3 phases and that they tested the 1st phase with a pilot application in Sakarya last year and said, “We are moving to the 2nd phase, that is, the national integration process. The DOA system has now reached the level to be implemented in 81 provinces and 973 districts. The 3rd and last phase will be the full dissemination period.” he said.
Pointing out that their goal is to transform the system into a permanent structure that can be easily accessed by citizens working at the same standards in every corner of Türkiye, Öztürk said:
“Every year, approximately 25 billion beverage packages become waste. When these packages are brought together, they create a volume that would cover approximately 100 thousand football fields. In other words, enough plastic, glass and aluminum packaging to fill approximately 100 thousand football fields are released into nature every year. We are implementing one of the world’s largest warehouse management systems to change this situation.”
Öztürk stated that within a year, they will put into service at least one deposit return point that citizens can easily reach in every neighborhood of Türkiye and said, “We will also continue to support our businesses in this process. While the number of deposit return machines increases, we will also provide the necessary field equipment to manual return points and ensure their strong participation in the system.” He made a statement.
“APPROXIMATELY 65 PERCENT OF 25 BILLION PACKAGING IS IN OUR HOTELS, RESTAURANTS AND CAFES”
Öztürk stated that they carry out the DOA system with a comprehensive infrastructure in which the entire process from producer to consumer, from return points to recycling facilities is managed digitally.
Stating that while markets, supermarkets, grocery stores and kiosks serve as return points for citizens, hotels, restaurants and cafes make a significant contribution to the recycling chain by bringing their own packaging into the system, Öztürk said, “I would like to underline the role of our hotel, restaurant and cafe businesses. Approximately 65 percent of the 25 billion packages we mentioned are in our hotels, restaurants and cafes. Therefore, every packaging collected in these businesses will directly contribute to our recycling and recovery targets. Moreover, our businesses deliver them in bulk.” “They will also receive an incentive fee of 20 kuruş for each package with the DOA logo.” he said.
Öztürk explained that businesses will complete their registration through the warehouse information management system and work with authorized operators, adding, “Collection, transportation and verification processes will be carried out in a safe, orderly and traceable manner thanks to this structure.” he said.
Pointing out that natural resources will be used more efficiently with the DOA system, Öztürk continued his words as follows:
“We will ensure that the quality recycled raw materials needed by our industry are met at a higher rate domestically and accelerate and strengthen the circular economy. The economic impact of this transformation is also extremely important. We foresee an annual decrease of 35 to 40 percent in beverage packaging raw material imports. This development will positively affect production costs and make a significant contribution to reducing the trade deficit, which will reduce foreign dependency. We foresee that the DOA system will bring an annual economic value of approximately 30 billion lira to the Turkish economy. In the next 20-30 years.” “We expect the system to create employment for 20 thousand people.”
MACHINES WERE DEVELOPED BY LOCAL INDUSTRIALISTS
Öztürk stated that they ensure that strategic raw materials are brought back into the economy within Türkiye and that DOA is not only an environmental practice but also resource security.
Pointing out that the machines used in the field were developed by domestic industrialists, Öztürk said that the technology developed by Türkiye in this field and the operation model it established will constitute an important reference for many countries that will establish a deposit system in the future.
After his speech, Öztürk sat in front of the DOA machine and demonstrated in practice how the device works.
-
Economy1 day agoTrump earned about $1.2 billion from crypto last year: Filling
-
Politics2 days agoTürkiye condemns Israel’s claims over 1915 events
-
Economy2 days agoTürkiye’s unemployment rate unchanged at 8.2% in May
-
Daily Agenda2 days agoThe 59th hearing of the “İmamoğlu criminal organization for profit” case has started: Details from the indictment!
-
Daily Agenda2 days agoSon dakika | MHP lideri Devlet Bahçeli’den NATO mesajı! “Artık büyük Türkiye var”
-
Economy3 days agoSolar output in Türkiye hits fresh peak as summer demand grows
-
Daily Agenda3 days agoBREAKING NEWS… Kemal Kılıçdaroğlu had requested his expulsion: CHP’s Gökhan Günaydın was reinstated as CHP Group Deputy Chairman!
-
Sports2 days agoTriple-digit heat dome threatens World Cup knockout ties across US
