Daily Agenda
MHP lideri Bahçeli: Türkiye krizin akıntısına kapılan bir ülke konumuna sürüklenemez
MHP’den yapılan açıklamaya göre Devlet Bahçeli, partisinin belediye başkanlarının katılımıyla düzenlenen iftar programında konuştu.
İçinden geçilen dönemin sıradan bir zaman dilimi olmadığının altını çizen Bahçeli, zamanın akışının hızlandığını, coğrafyanın dilinin sertleştiğini, siyasetin yükünün ağırlaştığını söyledi.
Haritalar yerinde duruyor gibi görünse de haritaların arkasındaki kudret terazisinin derin mahfiller tarafından yeniden kurulduğunu belirten Bahçeli, “Devletler aynı sınırlarla tanımlanıyor ve anılıyor olsa da güvenlik kuşakları yer yer daralmakta, yer yer genişlemekte ve yer yer de kırılmaktadır. Kısacası dünya, eski kavramlarla açıklanamayacak, eski ezberlerle yönetilemeyecek radikal bir kırılma eşiğine gelmiştir. Bu kırılma, yalnız birkaç bölgesel gerilimin toplamı değildir, Orta Doğu’dan Avrasya’ya oradan Pasifik’e uzanan geniş bir hatta güç dengelerinin yeniden tartıldığı, devletlerin iç dayanıklılığının sınandığı ve yeni bir jeopolitik düzenin ağır ağır şekillendiği tarihi bir eşiktir.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin önünde duran meselenin de tam olarak bu olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Bu sarsıntılı çağın kenarında bekleyen bir seyirci mi olunacaktır, yoksa devlet aklıyla yönünü tayin eden, iç cephesini tahkim eden ve bölgesel denklemin kurucu aktörlerinden biri haline gelen bir ülke mi olunacaktır. Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken, bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.” diye konuştu.
“TÜRKİYE’NİN BUGÜN İHTİYAÇ DUYDUĞU ÇİZGİ DE TAM OLARAK BUDUR”
Bahçeli, Gazze’de yaşanan insanlık dramı, Lübnan sahasında derinleşen kırılma, İran merkezli gün geçtikçe kontrolden çıkarak tırmanan savaş hali, Suriye ve Irak zeminindeki kırılganlık, Ukrayna–Rusya savaşının Avrupa güvenlik mimarisini sarsan etkisi, Afganistan’dan Pakistan’a uzanan istikrarsızlık hattı, Çin ile Hindistan sahasındaki makro ve mikro stratejik rekabet, bunların hiçbirinin birbirinden kopuk ve tesadüfi hadiseler olmadığının altını çizdi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Meselenin derininde enerji hatlarını ve ticaret koridorlarını kontrol etme mücadelesi, nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı, vekalet ağları üzerinden yürüyen rekabet, mezhebi ve etnik fay hatlarının stratejik biçimde harekete geçirilmesi ve nihayetinde küresel güç mimarisinin yeni bir dizilişe doğru evrilmesi bulunmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın dile getirdiği şu ikaz, bugün yaşadığımız çalkantılı dönemde ayrıca kıymet kazanmaktadır: ‘Karar vermek için acele etmeyiniz, fakat karar verdikten sonra tereddüt etmeyiniz.’ Devlet idaresinde mesele yalnız doğruyu bilmek değildir, doğruyu doğru zamanda söyleyebilmek, doğru tedbiri gecikmeden alabilmek, tehlikeyi kapıya varmadan sezebilmek ve fırsatı heba olmadan değerlendirebilmektir. Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu çizgi de tam olarak budur. Öfkeye kapılmayan, hamasetle savrulmayan, rehavete teslim olmayan, aklı, tecrübeyi ve milli menfaati merkeze alan soğukkanlı bir devlet çizgisi.”
“ORTA DOĞU COĞRAFYASININ KADERİ İKİNCİ KEZ DIŞ MERKEZLİ BİR DİZAYN GİRİŞİMİYLE KARŞI KARŞIYA”
Orta Doğu’da uzun yıllar vekalet hatları üzerinden yürütülen mücadelenin artık çevreden merkeze doğru yönelen daha doğrudan bir safhaya geçtiğine dikkati çeken Bahçeli, bu durumun bölgedeki her aktör için yeni riskler ürettiğini, Türkiye için de aynı gerçeğin geçerli olduğunu ifade etti.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İngiltere ve kısmen Fransa tarafından kurulan bölgesel statükonun, cetvelle çizilmiş sınırlar ve dış merkezli güvenlik mimarileri üzerine inşa edildiğini anlatan Bahçeli, bugün ise aynı coğrafyanın statükosunun bu defa ABD’nin stratejik yaklaşımı ve İsrail’i merkeze yerleştiren yeni bir güvenlik tasarımı üzerinden yeniden şekillendirilmek istendiğine işaret etti.
Orta Doğu coğrafyasının kaderinin ikinci kez dış merkezli bir dizayn girişimiyle karşı karşıya bırakıldığını dile getiren Bahçeli, “İran’da yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama yahut çözülme yalnız Tahran’ın iç meselesi olarak kalmayacak, dalga dalga çevre ülkelere yayılan yeni bir istikrarsızlık kuşağı üretme potansiyeli taşıyacaktır. Mesele tam da budur. Türkiye’nin önündeki mesele, uzaktan izlenen bir sınır krizi meselesi değildir. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tablo doğrudan doğruya milli güvenlik, sınır emniyeti ve bölgesel istikrar dosyasıdır.” ifadelerini kullandı.
“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekalet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir.” diyen Bahçeli, bugün İran merkezli gelişmelerin de aynı dikkatle okunması gerektiğini dile getirdi.
“LÜBNAN SAHASI GİDEREK DAHA FAZLA HEDEF HALİNE GELMEKTEDİR”
“Lübnan, Orta Doğu’nun küçültülmüş haritası, aynı zamanda büyütülmüş çelişkisidir.” diyen Bahçeli şöyle devam etti:
“Lübnan’a bakarken yalnız bugünün cari, sıcak çatışmasını görmek kafi gelmez. Osmanlı’nın son asrından manda yıllarına, iç savaştan 2006 krizine kadar uzanan çizgi, bize aynı ibret levhasını göstermektedir, iç denge bozulduğu an dış müdahale gecikmez. Dış müdahale yerleştiği an ülkenin kendi karar kudreti küçülür. Karar kudreti küçüldüğü an silahlı yapılar devletin önüne geçer. Bugün Lübnan sahasında yeniden görülen tablo da budur. Yanan yalnız bir cephe sayılmaz, aşınan aynı zamanda devlet fikridir. Bu sebeple Lübnan başlığı, Türkiye açısından yalnızca duygusal bir dayanışma meselesi olarak kalmamalı, aynı zamanda güvenlik, egemenlik ve bölgesel düzen hakkında ağır dersler taşıyan tarihi bir ibret sahası da olmalıdır. Lübnan’ın başına gelen her hadise Türkiye’ye şu gerçeği yeniden hatırlatmaktadır, devlet zayıflarsa coğrafya konuşur, softalık konuşur, mezhep konuşur, silah konuşur, yabancı başkentler konuşur. Devlet ayakta durursa millet nefes alır, sınırlar emniyet bulur, dış müdahale hevesi kırılır.”
Bölgesel güç dengelerini İsrail merkezli yeni bir güvenlik kuşağı üzerinden yeniden kurma arayışı giderek daha görünür hale geldiğini söyleyen Bahçeli, “Bu noktada şu soruyu açıkça sormak gerekir, eğer Filistin sahası fiilen daraltılmış ve parçalanmış bir alan haline getirilmişse, sıradaki baskı hattı neresidir? Bu sorunun cevabını görmek zor değildir. Lübnan sahası giderek daha fazla hedef haline gelmektedir. Bu durum yalnız Lübnan için değil, Doğu Akdeniz’in tamamı için ciddi bir jeopolitik kırılma anlamına gelmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Lübnan’ın aynı zamanda Doğu Akdeniz’in düğüm noktalarından biri olduğunu vurgulayan Bahçeli, Beyrut’un yalnız bir başkent değil, tarih boyunca ticaretin, kültürün ve jeopolitiğin kesiştiği büyük bir kapı olduğunu ifade etti.
Doğu Akdeniz’in incisi olan bu şehir ve bu ülkenin, bölgesel dengelerin en hassas halkalarından birini teşkil ettiğini, bu nedenle Lübnan meselesinin artık yalnızca güncel çatışmaların dar çerçevesinde ele alınamayacağını söyleyen Bahçeli, şunları kaydetti:
“Lübnan’ın devlet kapasitesini güçlendirecek, egemenliğini tahkim edecek ve Doğu Akdeniz’de kalıcı istikrar sağlayacak daha cesur ve daha kapsamlı seçeneklerin açık biçimde tartışılması gerekmektedir. Lübnan’ın kendi içinde güçlendirilmesi, bölgesel istikrar mekanizmalarının kurulması ve gerekirse komşu coğrafyalarla yeni siyasi ve ekonomik işbirliği imkanlarının değerlendirilmesi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Çünkü gerçek şudur, denizden komşumuz olan Lübnan çökerse yalnız bir ülke çökmüş olmaz, Doğu Akdeniz’de yeni bir istikrarsızlık kuşağı doğar. Beyrut düşerse yalnız bir şehir yara almış olmaz, bölgenin jeopolitik dengesi sarsılır. Bu yüzden Lübnan meselesi yalnız Lübnan’ın meselesi değildir, aynı zamanda bölgenin geleceği ve Türkiye’nin güvenliği ile doğrudan bağlantılı bir stratejik meseledir.”
Bahçeli, Türkiye’nin izleyeceği siyasal ve stratejik hattın hayati önem taşıdığına dikkati çekerek, bugün meselenin yalnızca bölgesel bir kriz değil, güvenlik mimarisinin ve stratejik aklının sınandığı tarihi bir eşik olduğunu söyledi.
Türkiye’nin kriz akıntısına kapılan bir ülke konumuna sürüklenemeyeceğini vurgulayan Bahçeli, Türkiye’nin yangının büyümesine hizmet eden bir aktör haline gelemeyeceğini, bilakis yangını sınırlayan, gerilimi dengeleyen, kutuplaşmayı yatıştıran ve bölgesel aklı yeniden inşa eden merkez ülke konumunu güçlendirmek zorunda olduğunu ifade etti.
Bahçeli, Türkiye’nin stratejik istikametinin savrulma değil, düzen kuran bir denge siyaseti olduğunu belirterek, “Bu yaklaşım, Türkiye’nin jeopolitik ağırlığını koruyan ve bölgesel istikrarın mimarları arasında yer almasını sağlayan devlet aklının tabii neticesidir.” diye konuştu.
Bahçeli, şöyle devam etti:
“Stratejik sükunet mahcup bir bekleyiş anlamına gelmez, zamanın ruhunu doğru okuyarak doğru anda doğru ağırlığı sahaya koyabilme kudretidir. Soğukkanlılık tereddüt yahut gevşeklik sayılmaz, öfkenin bulanıklığından arınmış, hesaplanmış ve hedefe yönelmiş bir güç yoğunlaşmasıdır. Büyük devletler kriz zamanlarında hamasetle savrulmaz, kuvvet, zaman ve istikamet hesabını aynı anda yapar. Gürültülü sloganların cazibesine kapılmaz, stratejinin sükunetiyle hareket eder. Anlık tepkilerin dar ufkuna hapsolmaz uzun vadeli istikameti esas alır. Çünkü devlet dediğimiz yapı günü kurtaran reflekslerle varlığını sürdüren bir idare değildir. Devlet, zamanın akışını okuyabilen, tehlikeyi büyümeden sezen ve doğru anda bütün ağırlığını sahaya koyabilen tarihi bir akılla ayakta durur.”
Bahçeli, Türkiye’nin kendi güvenliğini tahkim eden, kendi ekonomisini güçlendiren, kendi jeopolitik alanını genişleten ve kendi iç cephesini sağlamlaştıran rasyonel bir devlet çizgisine sahip olduğunu dile getirdi.
“YENİ DENGELERİN MİMARI”
Bahçeli, “Bölgesel fırtınaların ortasında savrulan ülkeler tarih sahnesinde iz bırakmaz, yön tayin eden devletler ise krizleri aşmakla kalmaz, yeni dengelerin mimarı haline gelir. Türkiye de tam olarak böyle bir devlet olma iradesine ve tarihi kapasiteye sahiptir.” dedi.
Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tam da bu sebeple Türkiye’nin önündeki ödev ağırdır. İç siyasetin sığ ve gündelik polemiklerine sıkışmış zeminden süratle çıkılması zaruridir. Muhalefet adına yerel ölçekte dahi kalıcı bir eser ortaya koyamayan; bir yanda bir kifayetsiz, öte yanda bir muhteris figürün ve onların payandası, sözcüsü konumuna yerleşmiş sözüm ona bir liderin dar ufuklu rekabetinin Türkiye’nin stratejik atmosferini belirlemesine müsaade edilemez.”
Türkiye’nin iç cephesi sağlam olursa dış baskıların anlamını yitireceğini ifade eden Bahçeli, iç dayanıklılık güçlendiği takdirde de bölgesel krizlerin Türkiye için tehdit olmaktan çıkacağını kaydetti.
Bahçeli, devlet denilen yapının günü kurtarmak için kurulmuş bir idare mekanizması olmadığını, devletin tehlikeyi büyümeden sezebilen, fırsatı doğmadan görebilen ve milletin kaderini günübirlik hesapların üstünde tutabilen tarihi bir akıl olduğunu vurguladı.
“POLEMİKLERLE OYALANAN BİR SİYASET ÇİZGİSİ, MEMLEKETE YÜK OLUR”
MHP Genel Başkanı Bahçeli, şunları kaydetti:
“Bu akıl bazen sabretmeyi bilir, bazen konuşmayı bilir, bazen de doğru anda bütün ağırlığını sahaya koymayı bilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet aklı da işte bu geleneğin devamıdır. Bu akıl ne hamasetin gürültüsüne kapılır ne de korkunun dar ufkuna sıkışır. Bu akıl, fırtınalı zamanlarda pusulasını kaybetmeyen bir milletin ortak iradesidir. Ve o irade bugün de Türkiye’ye şunu söylemektedir: İç cepheyi sağlam tut, devlet aklını diri tut ve büyük fırtınaların ortasında yön tayin eden ülkelerden biri ol. Buradan muhalefete açıkça seslenmek isterim, Türkiye’nin etrafında ateş çemberi daralırken, hala belediye kulisleriyle, kişisel ikbal hesaplarıyla, medya parıltısıyla, günübirlik polemiklerle oyalanan bir siyaset çizgisi, memlekete yük olur.”
Bahçeli, devletin önüne proje koyamayan, milletin önüne ufuk koyamayan, bölgesel kırılma anlarında tarih şuuruyla davranamayan kifayetsiz ve muhteris kadroların, Türkiye’yi büyük fırtınalardan sağ salim çıkarma kabiliyetinin bulunamayacağını ifade etti.
“İRAN SAHASINDA DOĞABİLECEK AĞIR BİR KIRILMANIN ETKİSİ”
“Muhalefetin bir kısmı, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu büyük jeopolitik sınamanın mahiyetini kavrayabilecek bir ufka sahip görünmemektedir.” diyen Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Okyanuslar kabarırken ufukta, onlar kendilerince özgür bir halet-i ruhiye içinde sığ sularda çamurla oynamayı marifet saymaktadır. Ufku okuyamadıkları için küçümserler; kavrayamadıkları için basitleştirirler, idrak edemedikleri için meseleyi gündelik polemiklerin dar çerçevesine sıkıştırırlar.
Bu sığlığın etrafında bir de kulak entelektüelleri, meyhane malumatfuruşları ve isimlerini anmaya dahi değmeyecek bazı zevatın gürültülü yorumları dolaşmaktadır. Gürültü çoktur, idrak azdır, söz çoktur, kavrayış kıttır. Oysa burada konuşulan mevzu herhangi bir parti rekabeti, herhangi bir seçim hesabı yahut ekranlarda tüketilen bir polemik başlığı değildir. Burada konuşulan mevzu, Türkiye Cumhuriyeti’nin önümüzdeki yüz yılını şekillendirecek güvenlik ve jeopolitik eşiğin kendisidir. İran sahasında doğabilecek ağır bir kırılmanın etkisi yalnızca Tahran’ı ilgilendiren bir hadise olarak kalmaz, dalga dalga Türkiye’nin doğu sınırlarına, güvenlik mimarisine, göç hareketlerine, ekonomik dengelerine ve iç istikrarına kadar uzanabilecek bir sarsıntı üretir.”
Böyle bir meselenin sloganla yürütülemeyeceğini belirten Bahçeli, devlet aklının bu zamanlarda polemik üretmeyeceğini aksine istikamet tayin edeceğini söyledi.
Bahçeli, “Türkiye’nin etnik fay hatlarıyla, mezhebi gerilimlerle, siyasi kutuplaşmayla ve kültürel ayrıştırmalarla zayıflatılmasına dönük her girişim doğrudan doğruya milli güvenlik meselesidir.” diye konuştu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, şöyle devam etti:
“İçinde bulunduğumuz jeopolitik eşik refleksle değil, stratejiyle hareket etmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede atılması gereken adımlar da son derece açıktır. Her şeyden önce sınır güvenliği en üst düzeyde tahkim edilmelidir. İran hattında doğabilecek her ihtimal için çok katmanlı bir hazırlık yapılmalıdır. Muhtemel göç baskısı, kaçakçılık ağlarının genişlemesi, vekil silahlı yapıların hareket alanı kazanması, terör sızmaları ve ekonomik yansımalar eş zamanlı bir güvenlik perspektifi içinde ele alınmalıdır. Devlet aklı ihtimalleri küçümsemez, en kötü senaryoyu dahi hesaba katarak hazırlığını yapar. İkinci olarak Avrupa Birliği ile erken hazırlık ve koordinasyon mekanizmaları kurulmalıdır. Suriye krizinde Avrupa hazırlıksız yakalanmış, ortaya çıkan insani ve güvenlik maliyetinin önemli bir kısmını Türkiye taşımıştır. Yeni bir bölgesel sarsıntıda aynı tablonun tekrarına fırsat verilmemelidir. Türkiye, Avrupa karşısında yalnız yük taşıyan bir sınır ülkesi konumuna sıkışamaz. Tam tersine, riskleri yöneten, sahayı okuyabilen ve kriz yönetiminde merkez rol üstlenen bir aktör konumunu tahkim etmelidir.
Üçüncü olarak Birleşmiş Milletler zemininde insani güvenlik başlığı güçlü biçimde sahiplenilmelidir. Sivillerin korunması, kitlesel yerinden edilmenin yönetimi, insani yardım koridorlarının açık tutulması ve bölgesel istikrarın muhafazası için uluslararası eşgüdüm çağrısı yapılmalıdır. Türkiye bu başlıkta yalnız bir tarafın sesi olarak değil, bölgesel vicdanın ve uluslararası sorumluluğun temsilcisi olarak hareket etmelidir. Dördüncü olarak Körfez ülkeleriyle güvenlik, enerji ve insani meseleler konusunda daha yakın ve kurumsal bir istişare mekanizması kurulmalıdır. Bu ilişki dar bloklaşma mantığıyla yürütülmemeli, gerilimi azaltan, maliyetleri düşüren ve bölgesel istikrarı güçlendiren bir işbirliği zemini üzerinden şekillenmelidir.”
Orta Doğu’nun istikrarının rekabetin derinleşmesiyle değil, rasyonel işbirliği kanallarının güçlenmesiyle mümkün olacağının altını çizen Bahçeli, “Beşinci olarak, Türkiye onay bekleyen, işaret arayan bir ülke psikolojisiyle hareket edemez. Ankara artık yalnızca sınır komşuluğu yapan yahut sığınmacı baskısı taşıyan bir ülke gibi konuşamaz. Türkiye sahayı bilen, geçiş dönemi risklerini tanıyan ve bölgesel istikrarın maliyetini fiilen üstlenmiş bir devlet olarak hareket etmek zorundadır. Bu nedenle Türkiye’nin rolü pasif bir gözlemci rolü olmamalıdır, Türkiye’nin düzen kurucu ve denge sağlayıcı bir merkez ülke rolüdür. Türkiye krizin akıntısına kapılan bir ülke olmaktan masundur. Türkiye, krizlerin ortasında istikamet tayin eden bir devlettir.” diye konuştu.
Daily Agenda
Minister of Justice Akın Gürlek: “Capacity in the judicial organization is increasing, physical and technical infrastructure is strengthening”
In his statement on his social media account, Minister of Justice Akın Gürlek announced that efforts to increase the capacity of the judicial organization are continuing with determination. Emphasizing that both physical and technical infrastructure have been strengthened, Minister Gürlek stated that personnel conditions have also been improved to provide justice services faster and more effectively.
Minister Gürlek said, “Thanks to the devoted work of our valuable members of the judiciary who work at all levels of the judicial organization, from the chief public prosecutor’s office to the higher judicial bodies, more cases than the number of files opened during the year are being decided; effectiveness and efficiency in judicial processes are increasing. Within the scope of the work carried out in line with the “Zero Cadastral File” target, a 151.3 percent clearance rate has been reached; this success has been recorded as an important threshold for completing the trials in a reasonable time.” He made a statement.
“WE WILL CONTINUE TO STRONGLY IMPLEMENT OUR WILL FOR REFORM”
Stating that administrative and structural reforms are continuing to increase speed and accessibility in justice services, Minister Gürlek emphasized that maximizing citizen satisfaction is the primary goal and added: “Under the leadership of our President Recep Tayyip Erdoğan, we will continue to strongly implement our will to reform in line with the vision of ‘making Turkey’s Century the Century of Justice’.” he said.
Daily Agenda
AK Party Deputy Chairman Hüseyin Yayman: Digital addiction has become a national security problem
AK Party Deputy Chairman Hüseyin Yayman participated in the “Specialized Academy” program organized in cooperation with the Provincial Representation of the Turkish Youth Foundation (TÜGVA) and Hatay Mustafa Kemal University (HMKÜ). Yayman, who came together with a large student group here, drew attention to the armed attacks at schools in Şanlıurfa and Kahramanmaraş at the beginning of his speech, and wished God’s mercy to those who lost their lives in the incident and patience to their families. He said, “As 86 million of us, we are in mourning as a nation, we have experienced a very painful event, we are living in times when words are stuck in our throats.”
Saying that he was from Hatay and was very interested in reading from a young age; Explaining that he worked hard to make his dreams come true and the importance of setting goals, Yayman advised students to follow their dreams.
DIGITAL ADDICTION HAS BECOME A NATIONAL SECURITY PROBLEM
Drawing attention to digital addiction, Yayman said, “The scourge called digital addiction has taken not only Türkiye but the world hostage. Please, let’s act more consciously against this, because this situation has become as dangerous as substance addiction.” he said.
Yayman stated that there are 20 million young people in Türkiye and that it is very important for these young people to be more educated, equipped and keep up with the digital age, and said that we need to declare national mobilization on this issue. In his speech, Yayman stated that the population of 20 million young people is more than the population of the Netherlands, Greece, Portugal and Bulgaria and that the youth issue has now become a national security issue for Türkiye.
“THE LOVE TO RECEIVE INTERACTION IS ONE OF TODAY’S BIGGEST TRAPS”
Emphasizing the importance of digital literacy, Yayman continued as follows:
“We have always said that young people are our future and we need to take care of our young people and enable them to pursue their dreams. In Türkiye, people spend 7 hours out of 24 hours online. A third of 24 hours are on the internet for 7 hours. We spend 4 hours of this on social media, 4 hours. Please check yourself, how much do you look at social media a day. All of us, including me, first look at Instagram, then look at X, then look at Facebook, our e-mail, newspapers. We are looking at the news, already 1 hour has passed. We are back to the beginning and wondering who shared our post and liked it? Unfortunately, this love of interaction is one of the biggest traps of our time. Unfortunately, transnational digital companies have become the mother and center of evil. Racism, violence against women, substance abuse, cyber addiction, hate crimes, genderlessness, LGBT propaganda, Islam and hostility towards religion are definitely here. We definitely need to take these places under control with harsher measures.
Yayman: We know that bans are not the solution, but if we have to close, we will. We need to take urgent measures not only regarding digital networks, but also mafia series, morning women’s programs and game programs. As a nation, we need to face the facts
Daily Agenda
Urban transformation does not slow down in Tokat: 114 houses are rising, 71 buildings were demolished
Tokat Municipality continues its urban transformation works, which it initiated in order to renew the earthquake-risk building stock, without slowing down. Within the scope of the 1st Stage Urban Transformation Project, centered in Kaleardı District, both demolition and new housing construction continue simultaneously. In his statement regarding the works, Tokat Mayor Mehmet Kemal Yazıcıoğlu said, “While we are rapidly continuing the construction of 114 houses within the scope of the 1st stage of our Urban Transformation Project, we have started the demolition of 71 houses with which we reached an agreement.”

RISKY BUILDINGS ARE BEING DEMOLISHED AND SAFE HOUSES ARE RISING IN THEIR PLACE.
In Tokat, located on the Anatolian Fault Line, the construction of structures resistant to possible earthquakes is of great importance. In this context, while the first mortar was poured for the new residences to be built on Melik Ahmet Gazi Street in Kaleardı District, the demolition of risky buildings was also accelerated.
With the project, not only housing production but also environmental regulations that will change the face of the region are implemented. It is aimed to increase green areas, create alternative transportation routes and provide social living spaces.

TRANSFORMATION CONTINUES IN 6 NEIGHBORHOODS
Urban transformation works carried out under the coordination of Tokat Municipality continue in a total of 6 neighborhoods. In this context, it is planned to transform the region into a recreation area, following the demolition of the Kaleardı District, which has touristic importance.
Within the scope of the project, a total of 264 houses are expected to be built in Kaleardı District. With the new residences, it is aimed for citizens to have safer and more modern living spaces.

“WE WILL MAKE TOKAT BREATHE”
Mayor Yazıcıoğlu pointed out that the process is progressing quickly and said, “By demolishing 71 of our houses quickly, we will get rid of this bad appearance at the foot of the castle and provide healthier homes for our citizens. New houses are also rising in other neighborhoods undergoing urban transformation. This process is progressing very quickly, our citizens see this as well. Now the process of the second stage will begin, we will give Tokat a breath of fresh air.”
Within the scope of the urban transformation project, it is planned to build social reinforcement areas as well as residences. Thus, it is aimed to increase not only building safety but also the quality of life in Tokat.
Daily Agenda
Minister of Foreign Affairs Hakan Fidan makes a statement at the Antalya Diploma Forum
Minister of Foreign Affairs Hakan Fidan made a statement at the closing of the Antalya Diploma Forum…
The highlights of Minister Fidan’s statements are as follows:
For 3 days, the pulse of global diplomacy beat in Antalya. 23 heads of state and government, 13 deputy heads of state and government and 50 ministers were hosted. We had the opportunity to take stock of the current crises in 52 sessions. We had the opportunity to listen to leaders and experts from all over the world at the same time. 6,400 participants from 150 countries and 66 international organizations attended our forum. This is a huge number when compared to its peers. We discussed joint plans and evaluated concrete steps through which we can establish lasting peace in our region.
WE WILL CONTINUE TO PLAY THE MEDIATOR ROLE
We discussed the phases of the Gaza Peace Plan. At the meeting where 6 Muslim countries came together, we discussed the Gaza Peace Plan and confirmed our common will regarding the process. The Gaza Peace Plan has an implementation process. Mechanisms such as the Peace Board began to be implemented. We mainly discussed where the vision to stop and reverse the Gaza Genocide brought us. We see diplomacy as the key to peace. We will continue to act as a mediator between the parties.
“WE ARE CLOSELY FOLLOWING THE DEVELOPMENTS RELATED TO THE STRAIT OF HORmuz”
We held the 3rd Pakistan-Türkiye-Saudi Arabia-Egypt meeting. From the beginning, we held consultations so that the four countries could continue on their path realistically by addressing all issues. There is a region around these 4 countries. We want to bring concrete issues to life. Our concern is “how to extinguish the conflicts in our region and how to bring stability to life”.
“THE PERIOD OF THE CEASE MUST BE EXTENDED”
There is a confused situation in minds regarding the Strait of Hormuz. We also follow the application closely. We will continue to inform the public as developments occur. The ceasefire period needs to be extended. It is not easy for the USA and Iran to solve the problems in two weeks. Türkiye continues its diplomatic traffic to extend the ceasefire between the USA and Iran.
Daily Agenda
Parents will be taught about the risks of the digital world
Following the school attacks, the Ministry of Family and Social Services continues its work to protect children from the influence of the digital world. Action will be taken to increase digital awareness among children and families and to make necessary legislative arrangements. Within the scope of the “Action Plan 2026-2030 for the Empowerment of Children in the Digital World” prepared by the Ministry of Family, in which many institutions such as the Ministries of National Education, Health, Transport and Infrastructure are stakeholders, content will be created for parents, caregivers and educators about digital games appropriate to the age and development of children and the issues to be considered in the selection of these games. Both families and children will be informed about digital security, conscious use and protection from online risks. Artistic, sports and cultural activities will be held to encourage children to spend time outside of the digital environment.
UPDATE IS ON THE AGENDA
Awareness and response training programs for digital risks will be developed and implemented for educators and school staff. All personnel working in the field of addiction in healthy life centers will be trained on early diagnosis, intervention and guidance in children. Within the scope of the Law No. 5651 on the Regulation of Publications Made on the Internet and Combating Crimes Committed through These Publications, legislative updates will be made for social network providers and digital game providers/distributors, taking into account international regulations. Family and child-friendly productions will be encouraged in the context of supporting the integrity and continuity of the family and the physical, mental and moral development of children and young people.
Daily Agenda
Family decency collapsed, crime increased
While the school attacks in Kahramanmaraş and Şanlıurfa shocked the society, President of Religious Affairs Safi Arpaguş and Religious Affairs officials evaluated the dragging of children into crime. Arpaguş, who came together with the Grand National Assembly of Turkey Research Commission on Children Driven to Crime, noted that family separations, which become widespread due to divorce, are the most important factor in children being dragged into crime. Arpaguş said, “We used to have a large family structure; if the parents did not take care of their children, the family and the adults would take care of them. Now, with the nuclear family, the children are left homeless in the slightest disturbance or thing. Therefore, whoever is in their hands is pushed into crime. Since everyone acts with the principle of ‘Everyone hangs on his own legs’, when the parents first stumble or stumble in society, the children are left homeless and exposed to great dangers. These children are the biggest danger I see in the family structure.” “disinformation and the children left homeless as a result,” he said.

Referring to the importance of the environment in which the child is pushed to commit crime, Arpaguş argued that while the child gains self-confidence, the upbringing methods are destroyed. Arpaguş noted the following: “For example, when we say ‘Let the child gain self-confidence and develop personality’, we seem to have renounced our traditional education methods. The child sees a movie figure who fires the gun he draws without thinking. He sees another argument that stabs the knife he has taken without any fear, and he comes face to face with great examples of this in a digital media that is so open to violence. After a while, he sees this as something in the flow of normal life. So, the fear of God, okay ‘He does not fear God, he does not fear the servant. We have the expression ‘shameless’, but we have gone beyond that, we have come to a point as a society, we have missed that aspect of personal development and discipline that modern life offers us, and after that we cannot control it. When an official says to his child, ‘My child, there is worship being done here, be quiet for a bit’, that mother or father says ‘How can you say such a thing to my child?’ We encounter things that he approaches with his attitude. It seems that there is serious wear and tear in our social structure, as if we have been surrounded by such selfishness. Then, gradually, after the test is broken, we try to put the pieces together.”
WE MISSED TRAINING
While Arpaguş stated that preventive mechanisms should be developed, he emphasized that, as Diyanet, they are trying to make progress with guidance activities, Friday sermons and other projects, and said, “But the destruction is so fast and large that it is not possible for us to keep up with it alone. This is an issue that must be addressed together with all our stakeholders as a state policy.”
EMPHASIS ON STRUGGLE TOGETHER
Arpaguş continued as follows: “Now, if a crying child is given a phone, if the television is turned on in front of the misbehaving child, and if the misbehaving child is exposed to this bombardment, neither the Religious Affairs Directorate nor theology can cope with this. We do not have preventive measures, we need to take preventive measures. In other words, we need to stop the destruction so that we can start repairing it.” On the other hand, other religious authorities also presented their findings on the solution of the problem in the Turkish Grand National Assembly Commission.”
-
Politics3 days agoPresident Erdoğan invites Canada’s PM Carney to NATO summit in Türkiye
-
Sports2 days agoGout leads 100 qualifiers days after eclipsing Usain Bolt mark
-
Politics3 days agoDispute in Cyprus’ Pyla village triggers standoff, UN denies tank claims
-
Economy2 days agoUS envoy expects S-400-related Türkiye sanctions to be resolved ‘soon’
-
Economy3 days agoEurope has ‘maybe 6 weeks of jet fuel left’: IEA chief
-
Daily Agenda2 days agoSyrian President Shara: We ensured territorial integrity in Syria
-
Politics2 days agoTürkiye starts boosting commando brigades amid growing tensions
-
Daily Agenda1 day agoThe first confession came, the governor is in custody
