Connect with us

Daily Agenda

SON DAKİKA | TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan ‘CHP grup toplantısı’ mesajı: Genel Başkan konuşabilir

Published

on


Son dakika haberi… TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Avrupa’nın ‘Biz bize yeteriz.’ deme lüksü kalmamıştır. Avrupa’nın içine kapanma lüksü de kalmamıştır. Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka genişleyerek kendisini korumak mecburiyetindedir. Genişlemeyi düşündükleri zaman ilk görecekleri yer Türkiye’dir.” ifadesini kullandı.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Yasal mevzuat açık, CHP’nin Genel Başkanı partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek madde yok. Buna göre hareket etmek durumundayız” dedi.

Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç’e yönelik resmi ziyaretinin dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Finlandiya ve İsveç’in NATO süreçlerinde birtakım gerilimlerin bulunduğunu aktaran Kurtulmuş, NATO’ya girmesinden sonra her iki ülkenin Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını dile getirdi.

Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, her iki ülkenin meclis başkanının 28-29 Haziran’da İstanbul’da düzenlenecek NATO Parlamenter Zirvesi’ne katılacağını belirtti.

Bir gazetecinin “zirveye NATO ülkelerinin tamamının meclis başkanlarının gelip gelmeyeceğine” yönelik sorusu üzerine Kurtulmuş, 20’nin üzerinde meclis başkanının zirveye katılacağını bildirdiğini, daha zamanın olduğunu ve son ana doğru katılacak meclis başkanı sayısının artacağını söyledi.

İsveç Kralı Carl 16. Gustaf ile görüşmesinin sorulması üzerine Kurtulmuş, çok samimi bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, “Yaklaşık 40 dakika sürdü, bu da Türkiye’ye verdiği önemi gösteriyor. Hem ikili ilişkileri hem bölgesel konuları hem Avrupa’nın geleceğiyle ilgili konuları hem de dünyanın geleceğiyle ilgili konuları, özellikle Birleşmiş Milletlerin fonksiyonsuz hale gelmesi gibi başlıkları değerlendirdik. Büyük oranda müşterek fikirlere sahip olduğumuzu gördüm. İyi bir görüşme oldu.” diye konuştu.

Bir gazetecinin, yaptığı ziyaretlerdeki muhataplarına yönelik “Türkiye’nin etrafında ve küresel ölçekte yaşanan krizleri onlar da derinden hissediyor mu?” sorusu üzerine Kurtulmuş, bu konunun İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsündeki yuvarlak masa toplantısının soru cevap kısmında gündeme geldiğini hatırlattı.

Türkiye’nin şu anda dünyayı yakından ilgilendiren hangi küresel sorun varsa hepsinin fiziki, fikri ve siyasi olarak tam ortasında yer aldığını dile getiren Kurtulmuş, Türkiye’nin, bu sorunların hiçbirine uzak duramayacağını, bigane kalamayacağını vurguladı. Kurtulmuş, bu nedenle ülkelerin, sorunların hepsiyle ilgili Türkiye’nin ne düşündüğünü öğrenmek istediğini söyledi.

Türkiye için dış politikanın sadece belli kurumlar aracılığıyla yapılacak bir iş olmadığını belirten Kurtulmuş, parlamenter diplomasinin öne çıktığını, parlamenter diplomasinin ağırlığını daha fazla artıracaklarını, bu çalışmaların Türkiye için milli bir vazife, zorunluluk olduğunu dile getirdi.

“AVRUPA’NIN ‘BİZ BİZE YETERİZ’ DEME LÜKSÜ KALMAMIŞTIR”

Bir gazetecinin Kurtulmuş’un Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ile görüşmesini ve Stubb’ın “AB, üye sayısını 40 ülkeye çıkarmak için çaba göstermeli ve İngiltere, Kanada, Türkiye, Norveç ve İzlanda’yı potansiyel üye adayları olarak göstermelidir.” sözlerini sorması üzerine Kurtulmuş, ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci dönemine başlamasıyla birlikte Avrupa ile Amerika arasında, Avrupa’nın güvenliği konusunda ciddi ihtilafların ortaya çıktığını dile getirdi.

AB’nin yeni perspektiflere ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Kurtulmuş, şöyle konuştu:

“Aynı tezleri tekrarlamanın bir anlamı yok. Bunları çok net şekilde, açıklıkla söylüyoruz. Burada Avrupa’nın ‘Biz bize yeteriz.’ deme lüksü kalmamıştır. Avrupa’nın içine kapanma lüksü de kalmamıştır. Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka genişleyerek kendisini korumak mecburiyetindedir. Genişlemeyi düşündükleri zaman ilk görecekleri yer Türkiye’dir. Finlandiya’da Cumhurbaşkanı Sayın Stubb’ın bunu da açıklıkla kabul ettiğini ve etrafına anlatmaya başladığını da gördüm.”

“Görüşmelerde, Ukrayna konusunda özellikle Trump’ın tavrı Avrupa’da güvensizlik yaratıyor duygusu oluştu mu?” sorusu üzerine Kurtulmuş, ABD-AB ilişkilerine dair görüşlerine hiç kimsenin “Hayır, öyle değil.” demediğini, “Trump’ın özellikle ikinci döneminde Avrupa ile Amerika arasındaki görüş ayrılıkları NATO’yu da etkisizleştiriyor.” cümlesini bilerek kullandığını söyledi.

Türkiye’yi bu ülkelerin ileride vazgeçilmez görme ihtimallerinin olup olmadığının sorulması üzerine Kurtulmuş, “Oraya doğru ilerliyor.” ifadesini kullandı.

Artık ne iki kutuplu ne de tek kutuplu bir dünyanın var olduğunu dile getiren Kurtulmuş, hiçbir ülke, kıta ve bölgenin tek başına dünyayı yönetemeyeceğini, bunun açık bir gerçeklik olduğunu vurguladı.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle konuştu:

“Bu kadar çatışmanın, kavganın ve gürültünün olmasının temel nedenlerinden birisi de bu. Ortaya çıkmaya başlayan ‘çok kutupluluk’ dediğimiz hatta ben bu durumu ‘çok merkezlilik’ kavramının daha doğru ifade ettiğini düşünüyorum, dolayısıyla çok merkezli bir dünyaya doğru gidiyoruz. Batılıların ‘orta güç’ olarak tanımladığı ülkelerin ortaya çıkmakta olduğunu görüyoruz. Hiç şüphesiz Türkiye bunlardan birisi. Jeostratejik önemi, jeokültürel avantajları, tarihi birikimi ve potansiyeli itibarıyla Türkiye bu ülkelerden birisidir. Türkiye birçok ülke tarafından aranılan bir müttefik haline gelecektir.”

“SORUNLARA ÇÖZÜM BULMAKTA AVRUPA KITASININ ÇARESİZ KALDIĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

Bir gazetecinin Avrupa’da lider sorununun bulunduğunu belirtmesi ve görüşmelerde Türkiye’nin Sudan’da, Somali’de, Libya’da yaptıklarının görülüp görülmediğine yönelik sorusu üzerine Kurtulmuş, Avrupa’da lider sorununun olduğunu, önemli liderlerin döneminin özellikle Angela Merkel’den sonra sona erdiğini söyledi.

Avrupa siyasetinin kayda değer lider çıkaramadığını dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Bu sonucun Avrupa siyasetinin doğasından kaynaklandığını düşünüyorum. Kendi içlerinde politik ihtilafları başarılı bir entegrasyon tecrübesi olan Avrupa Birliği ile belli bir aşamaya kadar getirdiler, siyasi entegrasyonu sağladılar. Avrupa Parlamentosuyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi birçok kurumla… Ekonomik açıdan para birliğini büyük oranda temin ettiler. Ama ortak bir savunma gücüne bundan 20 sene evvel sahip olabilselerdi bugün çok köklü bir Avrupa kimliğinden bahsedecektik ve bu kimlik doğal olarak da Avrupa’nın tamamına liderlik yapabilecek siyasi figürleri çıkaracaktı. Bu kadar dağınık ortamda Avrupa’yı kapsayacak kuvvetli bir siyasi figüre de çok ihtiyaçları yok. Çünkü kendi aralarında fikirleri farklılaştı. Daha kötü gelişmeler de oldu.

20 sene evvel Avrupa için düşünülemeyecek birçok çıkış, örneğin aşırı sağın bu kadar yükselmesi, yabancı düşmanlığının ana akım siyasetleri bu kadar etkiler hale gelmesi, İslam düşmanlığının artması aslında Avrupa Birliği ülkelerinin ‘ortak sözlü anayasası’ diyebileceğimiz değerler sisteminde büyük tahribatlara neden oldu. Dolayısıyla hem siyasi birliği gerektirecek siyasal birlik atmosferinde törpülenmeler oldu hem de toplumsal normlarda özellikle aşırı sağ akımlar Avrupa siyasetinin ana gövdesini büyük oranda tahrip etti. Rusya’nın Kırım’ı işgaliyle başlayan süreçte de bir tepki geliştiremedikleri için, sorunlara çözüm bulmakta Avrupa kıtasının çaresiz kaldığını düşünüyorum.”

Avrupa’nın bu tablodan çıkıp çıkamayacağına yönelik soru üzerine Kurtulmuş, “Söylediklerimi zaten kendi aralarında konuşuyorlar. Benim söylediğim kadar açık söylemiyorlar belki ama gidişatın farkındalar ve bu durumdan çıkmak için gayret gösteriyorlar.” dedi.

“BATILI DOSTLARIMIZIN ARTIK BU MAZERETLERİ ESKİSİ GİBİ İFADE ETMEDİKLERİNİ GÖRÜYORUM”

Bir gazetecinin “İsrail’in Lübnan’a, İran’a bu şekilde saldırmasının, Gazze’de bunları yapmasının Avrupa’nın güvenliğini de tehdit edecek hale geldiğini düşünüyorlar mı?” sorusu üzerine Kurtulmuş, Avrupa’nın güvenliğini tehdit edecek bir algının oluştuğunu zannetmediğini ancak bundan 1-2 sene önce Gazze konusunda, Filistin konusunda, İsrail’in saldırganlığı konusunda konuştuklarında “Öyle diyorsunuz ama şunlar da var.” diyerek mazeret üreten Batılı dostların artık bu mazeretleri eskisi gibi ifade etmediklerini söyledi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

“Ortada açık bir saldırganlık ve soykırım var. Gazze topraklarında başlayan çok sert bir ‘apartheid’ rejim uygulaması var. Lübnan’da fiili bir işgal var. Bunların hiçbirisinin Amerika ve İsrail’in İran’da başlattığı savaşla uzaktan yakından ilgisi yok. İsrail artık giderek savunulamaz bir ülke konumuna geliyor. Netanyahu ve çetesinin tamamen yalnızlaşacaklarını düşünüyorum.”

Bir gazetecinin, Türkiye’nin savaş ortamında peş peşe barış zirveleri gerçekleştirdiğini, dünya ölçeğinde 5-6 organizasyona ev sahipliği yaptığını belirtmesi üzerine Kurtulmuş, “Ortalama bir Avrupa ülkesi bunlardan bir tanesini bir yılda ancak yapabilir. Bu da Türkiye’nin gücünü gösteriyor, algıyı çok olumlu hale getiriyor. Dışarda yeni bir perspektif sunabilen, bu kadar türbülansın ortasında istikrarı koruyabilen bir ülke olarak Türkiye’nin hem Rusya-Ukrayna hem de Amerika-İran gibi konularda arabuluculuk yapabilen, en azından uzlaştırmacı, fikir üretebilen bir ülke görüntüsü var, bunlar çok kıymetli.” değerlendirmesinde bulundu.

Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulunun İstanbul’da yapıldığının hatırlatılması üzerine Kurtulmuş, başarılı, herkesin memnun kaldığı bir organizasyonu tamamladıklarını vurguladı.

“ÇOK AÇIK ŞEKİLDE İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR İŞLENİYOR”

Bir gazetecinin “Türkiye bu tür zirveleri peş peşe gerçekleştirirken İsrail’in bölgedeki saldırganlığının önüne nasıl geçeceğiz? İsrail’in Lübnan’a saldırıları var. Bu sorun nasıl çözülecek?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bunun çözümünde en kestirme yol, Netanyahu hükümetinin arkasındaki destekçilerinin bu desteklerinden vazgeçmeleridir. Çok açık şekilde insanlığa karşı suçlar işleniyor. Yapılan o kadar uluslararası müzakereye ve anlaşmalara rağmen bırakın Gazze’de ateşkesin sağlanması ve insani yardımların yapılabilmesini, dediğiniz gibi yeni bir savaşı, işgali ısrarla sürdürüyorlar. Gazze’nin işgaline ilave olarak Batı Şeria’da köy köy, kasaba kasaba, ev ev işgali devam ettiriyorlar. Beyrut’u bombalıyorlar. Daha dün Litani Nehri’nin kenarındaki tarihi kaleyi işgal eden İsrail, dur durak bilmiyor. Başta ABD olmak üzere İsrail’in arkasında bu desteği veren ülkeler İsrail kadar sorumsuzluk içerisindeler. Burada özellikle İran’a yönelik savaşın başlatılması bir kere daha ortaya koydu ki bölgedeki savaşla ilgili Amerika ile İsrail arasında hedefleri bakımından çok ciddi farklılıklar var.

Netanyahu kendi kişisel siyaseti bakımından olumlu bir sonuç elde etmeye çalışıyor. Rakip ve düşman olarak ilan ettiği İran’ı bir şekilde dizginlemek, yapabilirse İran’da bir rejim değişikliği yapmak, değişiklik olmayacağını gördükten sonra kendince kazanım olarak kabul ettiği Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması ve nükleer kapasitenin kısıtlanması gibi alanlarda alınacak kararlarla barış görüşmelerinden sonuç almak istiyor. İsrail’in aslında İran’la bir işi de yok. İsrail, bölgede Arz-ı Mevud’un artık son adımını atmak istiyor. Bölgeyi bu kadar parçalanmış bir halde bulmuşken, ABD’nin de sınırsız desteğini arkasına almışken her şeyi bitirmek istiyor. Yapabilirse Arz-ı Mevud toprakları içerisinde olan her yeri içine alabileceği son adımını atmak istiyor.”

CHP GRUP TOPLANTISI MESAJI: GENEL BAŞKAN KONUŞMA YAPABİLİR

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Önümüzdeki yasal mevzuat çok açıktır ki Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı ya da herhangi bir partinin genel başkanı da kendi partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek hiçbir madde yok. Dolayısıyla biz buna göre hareket etmek durumundayız.” dedi.

Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç’e yönelik resmi ziyaretinin dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Radikal Yahudi grupların Gazze’nin tamamının ilhak edilmesine yönelik açıklamaları hatırlatılarak “Gazze de mi ilhak edilecek?” sorusu yöneltilen Kurtulmuş, siyonist ideoloji içerisinde, Gazze’nin, Arz-ı Mevud’un tam göbeğinde bulunduğunu söyledi.

İsrail’in Gazze’nin yanı sıra Beyrut’u da bombaladığını çünkü kendileri için ideolojik formasyonları bakımından önemli yerler olduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’deki direnişin yok edilmesi için çalıştığını ancak Filistin halkının güçlü şekilde direndiğini belirtti.

Mısır’ın İsrail’e karşı tavrına ilişkin de değerlendirmelerini paylaşan Kurtulmuş, İsrail’in kurulma sürecinden önceki savaşlarda bugüne benzer şekilde direnen Filistin halkı bulunduğunu ancak Arap ülkelerinin duyarsızlığı, plansızlığı ve müşterek hareket edememesi nedeniyle İsrail devletinin kurulduğu süreci anlattı.

1967’deki Altı Gün Savaşı’nda aynı tutarsızlığın bir kere daha yaşandığını hatırlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“İsrail’in gücü, karşısındaki Arap ülkelerinin, Müslüman ülkelerinin bütünleşik bir şekilde hareket edememesidir. Bugün de öyledir. En büyük gücü kendi silahı, topu tüfeği, Amerika’nın gücü değil, Müslüman dünyasının bölünüp parçalanmış olmasıdır, iradesiz olmasıdır. Bugün de bu dağınıklık devam ediyor ama çok acı bir şekilde tecrübe edildi ki Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri şunu gördüler; ABD istese de bu ülkelerin güvenliğini sağlayamaz ya da sağlamaz. Özellikle Katar’daki müzakere heyetini İsrail’in bombalamasıyla birlikte bu, çok net ortaya çıktı. Orada mesaj ne Katar’aydı ne Filistinli müzakere heyetineydi, kanaatimce İsrail’in mesajı Amerika’yaydı. Amerika’ya dedi ki ‘Sen trilyon dolarlar alsan da bu ülkelerin güvenliğini sağlayamazsın.’ Dolayısıyla bu kadar acı tecrübelerden sonra artık ben tüm bölge ülkelerinde siyasetçilerin gözünün açılmış olduğunu ümit ediyorum, açılması gerektiğini düşünüyorum.”

Körfez ülkeleri ve Arap ülkelerinin ortak projelerle kendi güvenliklerini sağlamak için kendi iş birlikleriyle kendilerine özgün bir güvenlik şemsiyesi oluşturması gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, bunun Mısır için de geçerli olduğunu, aksi takdirde İsrail’in “şımarıklığıyla” bu ülkelerden hiçbirini ciddiye almayacağını ve hiçbirini kendisi için ciddi bir tehdit olarak görmeyeceğini söyledi.

“Bölgenin kendi kaderini kendi tayin etmesine müsaade edilir mi?” sözleri üzerine Kurtulmuş, dünyanın bugün eskisi gibi hegemonist ülkelerin istediklerini yapabileceği bir yer olmadığını belirtti.

Güç dengelerinin çok değiştiğini, çok güçlü olduğu zannedilen ülkelerin artık kendi arka bahçeleri kabul ettikleri bölgelerde gelişmelere müdahale edemez duruma geldiğini aktaran Kurtulmuş, Afrika ve Asya’daki birçok ülkede yaşanan gelişmelerin bunun açık bir göstergesi olduğunu bildirdi.

Artık çok kutuplu, çok merkezli yeni bir dünyaya doğru geçildiğine işaret eden Kurtulmuş, “Bu sancılar da bu geçişin doğum sancısı. Bu süreçte çok farklı bölgeler, ağırlık merkezleri olarak ortaya çıkmakta. Dolayısıyla herkesin kendi milli ve bölgesel çıkarlarını önceleyerek, ittifaklarını genişleterek devam etmesi lazım. Artık hiçbir hegemon gücün başka bir ülkeye faydası olmayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye açısından aydınlık bir gelecek, tablo var mı?” sorusuna ise Kurtulmuş, şöyle yanıt verdi:

“Türkiye doğru bir istikamette ilerliyor. Bu kadar büyük türbülansların yaşandığı bir dönemde inşallah siyasi istikrarımızı koruyarak, bütünlüğümüzü koruyarak, kendi problem alanlarımızı hızla çözmeyi başararak yolumuza devam edersek Türkiye çok iyi bir ivme yakalamıştır. Bu ivmeyi de inşallah yukarıya doğru sürdürebilecek güce, potansiyele sahiptir. Savunma sanayii başta olmak üzere birçok yüksek teknoloji alanında da Türkiye önemli bir merkez haline geliyor. Uluslararası çatışma çözümlerinde sözüne itibar edilir, ciddi bir arabulucu ülke konumunu güçlendiriyor. Bölgesindeki ve dünyadaki birçok çatışmaya yeni, barışçıl görüşler ve perspektifler geliştirebilmeyi başarabiliyor. Sözü, geçmişe göre daha itibarlı bir ülke konumundayız. Ümit ederim ki bu istikamette devam edersek daha etkili bir ülke olacağız.”

“CHP GENEL MERKEZİ VE GRUP BAŞKANLIĞI TARAFINDAN GELMİŞ YAZILAR VAR”

Meclis’te salı günü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısında konuşacağının açıklandığı hatırlatılarak, “Burada bir kargaşa olur mu, bu konuda bir düşünceniz var mı? Sizin tavrınız hala aynı mı?” şeklindeki soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, CHP içerisindeki çelişkiyi üzülerek takip ettiğini belirtti.

Meclis Başkanı olarak CHP içindeki bu konuların tarafı olmamaya ilk andan itibaren büyük özen gösterdiğini söyleyen Kurtulmuş, “Nihayetinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, bu konularda Meclis İçtüzüğü ve partilerin grup iç yönetmelikleriyle sınırlıdır. Oradan gelecek yazılara göre biz kararlarımızı almak durumundayız. Ortada CHP Genel Merkezi ve CHP Grup Başkanlığı tarafından gelmiş yazılar var. CHP Meclis Grup Başkanvekillerinin imzasıyla Grup Başkanı olarak geçen hafta Sayın Özel grup toplantısı yaptı. Aynı şekilde önümüzdeki yasal mevzuat çok açıktır ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı ya da herhangi bir partinin genel başkanı da kendi partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek hiçbir madde yok. Dolayısıyla biz buna göre hareket etmek durumundayız.” dedi.

Geçmişte benzer bir uygulamaya ilişkin örnek veren Kurtulmuş, “Sayın Murat Karayalçın, Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı ama milletvekili değil. Sayın Karayalçın’a rağmen Aydın Güven Gürkan Meclis Grup Başkanı olarak seçiliyor. Bu konuyla ilgili nasıl hareket edileceğine ilişkin o zamanki TBMM Başkanı rahmetli (Hüsamettin) Cindoruk’a soruluyor. Cindoruk da biz “Meclis Başkanlığı olarak bir partinin iç işlerinde taraf değiliz” diye çok açık bir şekilde konumunu belli ediyor ve orada hem grup başkanlığından gelen yazıyı kabul ediyor hem de o zamanki Sayın Genel Başkan Murat Karayalçın meclis grubunda konuşma yapıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meclis Başkanlığı açısından konu dün de açıktı, bugün de açıktır. Çok az sayıda da olsa bazı siyasi yorumcular, Meclis Başkanlığını bu konunun tarafı yapmaya kalkmasınlar. Bu meselenin çözüm yeri Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğidir. Burada Meclis Başkanlığı olarak bizim mevzuat, kanunlar, kararlar çerçevesinde bir katkımız olacaksa samimiyetle Cumhuriyet Halk Partisinin kendi meselesini halletmesi için destek olmaya hazırız.”

“Bir yazı göndermiştiniz, bir yanıt geldi mi?” sorusu üzerine ise Kurtulmuş, “TBMM Genel Sekreterliği ile yazışmalar oldu; yurt dışı resmî ziyaretlerim sırasında takip ettim. Hangi yazıların geldiğine detaylıca bakmaya devam edeceğiz ama yasal çerçevede elimizdeki mevzuat açısından durum özetle anlattığım gibidir.” ifadelerini kullandı.

“Size yönelik birtakım eleştiriler oldu. Siz tam olarak burada ‘Neden eleştirildim?’ sorusunu kendinize sordunuz mu?” şeklindeki soruyu Kurtulmuş, “Siyasette eleştiri doğaldır ama herkes şunu bilsin ki Meclis Başkanlığı gündelik siyasetin, politik polemiklerin daha açık bir ifadeyle siyasi magazinin gündemi olamaz, olmamalıdır. Olmaması için şahsen büyük bir özen ve gayret gösteriyorum. Aynı şekilde yorumcu ve gazeteci arkadaşlardan da demokratik teamüller çerçevesinde hassasiyet bekliyorum.” diye yanıtladı.

“Meclis Başkanlığı kapıyı kapatabilir mi?” sorusuna ise Kurtulmuş, “Ben ne yapacağımı da yapmayacağımı da gayet iyi biliyorum. Meclis İçtüzüğü’nün ve partilerin grup iç yönetmeliklerinin hangi yetkileri verdiğinin farkındayım. Bu anlamda Meclis iç mevzuatı bakımından söylüyorum, herhangi bir partinin Meclisteki iç işleyişiyle ilgili TBMM Başkanlığına bırakılmış bir inisiyatif yoktur.” cevabını verdi.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Pervin Buldan’ın ‘Yeni bir yasa taslağı gündeme gelecek, süreç en yakın zamanda ete kemiğe bürünecek.’ ifadesi var. Ne zaman ete kemiğe bürüneceğinin ötesinde burada sahadaki teyitleşme tamam mı? Silahların yakılması süreci bitti mi? Buna ilişkin elimizde bir done var mı? Meclis sonuçta bununla ilgili bir adım atacak mı?” sorusunu da yanıtladı.

Yaklaşık 7 aylık bir çalışmanın, 21 toplantının sonucunda oluştuğunu, çok derin tartışmalarla ortaya çıkmış bir rapor ve esasında bir ittifak bulunduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“O raporun önemli başlıklarından birisi de altıncı ve yedinci bölümler. İlki terör örgütünün silahları bırakmasıyla birlikte yapılacak olan yasal düzenlemeler, yedinci bölümde de genel olarak demokratikleşmeyle ilgili yasal adımlar konusunda siyasi partilerin mutabakatı var. Dolayısıyla bu yeni bir durum değil. Bu mutabakatın gereğinin yapılması lazım. Benim de şahsi kanaatim, ‘Demir tavında dövülür.’ diye bir tabirimiz var. Mesele bu noktaya gelmişken, bölgesel şartlar ve Türkiye’nin siyasi dengeleri de fevkalade olumlu bir atmosfer oluşturuyorken bu adımların atılması lazım ki kimseye mazeret kapısı açık bırakılmasın.

Raporun en kritik noktalarından birisi, herkesin ittifakla kabul ettiği, ‘kritik eşik’ tanımlamasıdır. Raporun kritik eşiği olarak da örgütün silahlarını bıraktığı, kendisini tasfiye ettiğinin güvenlik birimlerince ölçülebilir, denetlenebilir bir şekilde ortaya konulması ve hatta orada kurulacak olan bir mekanizmanın zaman zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de bilgi vermesi… Bunların hepsi raporumuzda kabul edilen konular. Burada sorumluluk ilgili güvenlik birimlerindedir. Onlar ‘Evet, bu konularda yeterli adımlar atıldı. Türkiye’nin terörden kurtulması ve terör riskinin ortadan kalktığını gösteren, yeterli ölçülebilir emareler vardır.’ derse bu süreç hızlanır. Hayırlı işte acele etmek lazım.”

“Nerede duraksıyor? Siz söylüyorsunuz, Devlet (Bahçeli) Bey ‘Hadi artık.’ diyor, Feti Bey öyle, Sayın Cumhurbaşkanı benzeri… Peki bu ‘Hadi’ dediğimiz kişiler kim? Yani örgüt mü silahı bırakmıyor yoksa bizim güvenlik birimlerimiz hala emin değil mi? Sözünü ettiğiniz mekanizma henüz daha kurulmadı herhalde. Silahları bırakmıyorlar mı bunlar?” sorusu yöneltilen Kurtulmuş, “Süleymaniye’de silahların yakılması çok sembolikti ama çok değerliydi. Eğer ondan sonra örgüt, üzerine düşen sorumlulukları hızlı bir şekilde yerine getirmeye devam etseydi zaten bu iş çoktan bitmişti, yasal düzenlemelerin hepsi yapılmış olurdu. Dolayısıyla burada silahların bırakılması, teslimi konusunda İmralı’nın iradesinin dışında da ciddi bir gecikme olduğunu görüyoruz. Ümit ederim ki buradaki gecikme bir an evvel kaldırılır. Direnç varsa örgüt, bu direncini artık tamamen kaldırır ve adımlar atılır.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan başlayarak aşağıya kadar çok sağlam bir irade bulunduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Siyaset üzerine düşen görevi yaptı, rapor yerine geldi. Neler yapılabileceği, ne tür bir yasa yazılacak o bile raporda ana hatlarıyla ortaya konuldu. Burada ‘Tamam, artık silahlar bırakılmıştır.’ konusunun yerine getirilmesi lazım.” dedi.

Hem İsrail’in Lübnan saldırıları hem de Suriye’deki bazı ayrılıkçı grupların, Dürzi grupların silahlanması süreçlerinin “muhtemelen” örgütün içerisindeki bazı gruplara “Acaba bize buradan bir pozisyon doğuyor mu?” gibi bir ümit ortaya çıkardığını ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:

“Ancak Ahmed Şara hükümetinin ve orada PYD ile birlikte yeni Suriye yönetiminin çok hızlı bir entegrasyon sürecinin, beklenenden de başarılı bir şekilde devam ediyor olması oradaki ümidi suya düşürmüş oldu örgüt bakımından. İkincisi de İran’daki olaylar. Özellikle başlangıçta rejim değiştirilmesi hedef alındığı için Amerika tarafından, oradaki gruplar, PJAK silahlandırılıp, onların da halkı silahlandırması beklentisi muhtemelen oluştu ama o konunun da öyle olmadığı anlaşıldı. Zaten tüm gruplar için detayları ayrı konu olmak üzere Trump kendisi söyledi. Silah verdik, silahları cebine attılar, halka vermediler gibi bir şey söyledi. Dolayısıyla oradan da bir ümit ışığı olmadığı için artık silah bırakma konusunda örgütün herhangi bir başka yanlış yola sapmayacağını düşünüyorum.”

İsrail’in bölgedeki gelişmelere yönelik “el atından müdahalelerinin olduğuna” yönelik iddiaların bulunduğu, bunun da Türkiye’deki yeni anayasa adımlarına engel olup olmayacağı sorusuna Kurtulmuş, “Olmaz.” yanıtını verdi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Terör meselesinde de şöyle görmek lazım. PKK cebindeki son tabancaya kadar getirip teslim etse bile Allah muhafaza yarın bir gün herhangi bir terör örgütünün güçlenmesine neden olacak toplumsal ve siyasi şartlar ortaya çıkarsa, zaten bu örgüte şimdiye kadar silah verenler yarın çok daha gelişmiş silahları, çok daha fazla miktarda verirler, bunu ya da başka bir örgütü Türkiye’nin başına bela etmek isteyebilirler. Burada siyasi akıl şunu gerektiriyor, herhangi bir örgütün, herhangi bir Kürt gencini artık yönlendirerek, eline silah vererek dağa süremeyeceği bir siyasal ortamın oluşturulması. Demokratik siyasal akıl bunu gerektiriyor. O da Türkiye’nin sadece Türkiye Kürtleri için değil bütün bölge Kürtleri için de yüzünü döneceği, demokratik bakımdan, kalkınma bakımından itibar edeceği çekim merkezi olan bir ülke haline getirilmesidir. Fiilen böyledir, oluşmuş tortunun da ortadan kaldırılması, bölgedeki insanların hepsinin gerçekten yüzünü döndürdüğü bir Türkiye’nin oluşturulması, bence esas mesele odur. İmralı’nın söylediği, ‘eldeki silahı bırakmaktan daha önemli olan zihinlerdeki silahı bırakma meselesi’ de aslında böyle bir şeydir. Yani yarın bir gün herhangi bir devletin, ülkenin araya girip burada insanları silahlandırmayacağı bir ortamı sağlamak, herkesin ‘Burası benim ülkem, benim vatanım, burada bulunmaktan bu kültürün, bu devletin, bu milletin içinde yaşamaktan huzur duyuyorum.’ diyebileceği bir ortamı tesis etmek zorundayız.”

“FETÖ, DİĞER TÜM ÖRGÜTLERDEN FARKLI BİR YAPI”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun partisindeki bazı kişileri FETÖ ile ilişkilendiren açıklamaları hatırlatılan Kurtulmuş, “Hayatım boyunca başka bir siyasinin söylediği şeyi yorumlamadım, neyi kastetti, kimi kastetti bilmem.” dedi.

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçtiğini anımsatan Kurtulmuş, “10 sene geçmiş olmasına rağmen FETÖ’nün artıklarının birtakım yerlerde, birtakım köşelerde sinsi sinsi varlıklarını sürdürdükleri hatta el altından birtakım örgütlenmelere devam etmeleri muhtemeldir. Bu konuda da devlet kurumları büyük bir titizlikle, dikkatle meselenin üstüne gidiyor.” diye konuştu.

Zaman zaman yapılan operasyonlarla FETÖ’nün artıklarının ayıklanmaya çalışıldığına işaret eden Kurtulmuş, “FETÖ diye bahsettiğimiz örgüt, diğer tüm örgütlerden farklı bir yapı. Elle tutamadığınız bir örgüt. 15 Temmuz’dan önce de tanımlamıştım. Duman gibi bir şey, yakaladım zannettiğiniz yerde kaçıyor. Dolayısıyla buna karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, büyük bir devlet aklıyla ve kararlılıkla mücadele ediyor. Bu herhangi bir siyasi partinin, herhangi bir siyasi görüşün mücadelesi değil, Türkiye’nin tamamının ortak mücadelesi olarak görülmelidir.” açıklamasında bulundu.

Televizyon kanallarını da ilgilendiren sosyal medyaya yönelik kanun teklifi çalışmaları hatırlatılarak “Buna ilişkin bir gelişme olabilir mi?” şeklinde soruya Kurtulmuş, “Olur, neden olmasın. Sizlerin de medya olarak bütün siyasi gruplar üzerinde tabiri caizse bu fikri olgunlaştırarak neye ihtiyaç varsa o yasayı çıkarmak mümkündür. Meclis bunu yapar.” yanıtını verdi.

Kurtulmuş, soru üzerine söz konusu yasanın bu yasama döneminde de olabileceğini bildirdi.

Google Haberler'de tüm geliþmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ý takip edin.



Source link

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Daily Agenda

Our young scientists collected medals

Published

on


Minister of Industry and Technology Mehmet Fatih Kacır congratulated the students who won awards at the international Olympics. In his post on his virtual media account, Minister Kacır said, “Our young people continue to return with medals from the international science Olympiads. Our students won 1 gold medal, 3 silver medals and 2 bronze medals at the 67th International Mathematics Olympiad held in Shanghai, China, where 666 students from 117 countries competed. At the 37th International Biology Olympiad held in Vilnius, Lithuania, where 302 students from 78 countries competed, our students won 2 medals. “Our students won 4 silver medals at the 58th International Chemistry Olympiad, held in Tashkent, Uzbekistan, where more than 360 students from 93 countries competed. Our students won 5 silver medals at the 56th International Physics Olympiad, held in Bucaramanga, Colombia, where 381 students from 87 countries competed. I congratulate all our students who made us proud by successfully representing our country.”

Follow Sabah to see all developments in a single source on Google News.


News Entry
Mete Efendioğlu – Editor



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

Countdown has begun at Rize City Hospital

Published

on


The construction of Rize City Hospital continues without slowing down. Minister of Health Kemal Memişoğlu received on-site information about the work of the hospital under construction in Gündoğdu District with the Minister of Youth and Sports Osman Aşkın Bak. Minister Memişoğlu gave information about the hospital in his statement: “We serve our people with infrastructures that we call a masterpiece in healthcare. Rize City Hospital will be put into service with 1053 beds, 993 isolators and an infrastructure that can truly be the health base of this region. 70 percent of the work in the hospital construction has been completed. We will open Rize City Hospital to the service of citizens in 2027.” Stating that there has been a great transformation in health under the leadership of President Erdoğan, Memişoğlu stated that 27 city hospitals have been put into service in Türkiye and said, “The construction of 13 city hospitals continues. In addition, we continue the tender and project phase of 7 additional city hospitals. We serve our people with infrastructures that we call masterpieces in health. City hospitals are physical structures that provide health services at the highest level.” he said.

LOCAL AND NATIONAL PERIOD

Pointing out that approximately 3 million people receive health-related services every day, Memişoğlu stated that Türkiye has now started production in health and said, “We have become a country that produces its own respirator, produces its own heart and lung machine, plans and commissions production for its own ultrasound, and makes its own medicine and vaccine.”

Follow Sabah to see all developments in a single source on Google News.


News Entry
Mete Efendioğlu – Editor



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

Not accepting guests is a reason for divorce

Published

on


The couple, who have been married for 43 years, mutually applied to the Family Court and filed for divorce. The plaintiff woman, a retired teacher, claimed that her husband, a retired civil servant, was addicted to gambling and did not even pay the bills of the house. She stated that the husband filed a lawsuit to prolong the trial, that the parties got married in 1981, that the husband was gambling, and that he constantly made statements such as ‘Are you a woman, you are the most retarded’. The man who testified in court claimed that the wife’s attitude and behavior caused the marital union to be shaken, that the wife behaved badly and slandered, and that he had a simple life and was subjected to violence and insults.

The woman; It was decided that both cases were accepted and the parties were divorced on the grounds that he did not allow his wife to meet with his family, did not want guests to come to the house, constantly changed furniture and made expenses, and that although both parties were at fault, the woman was more seriously at fault than the man. It was decided to reject the wife’s request for material and moral compensation of 75 thousand liras and poverty alimony, and to award 5 thousand liras of material and 5 thousand liras of non-pecuniary compensation for the man. In the case, the General Assembly of the Supreme Court of Appeals made a precedent decision. In the decision, it was stated that “It is undisputed that the woman is seriously at fault and the man is slightly at fault in the events that led to the divorce. The decision to reject the male spouse’s compensation claims is not in accordance with the announced legal regulations and principles.”

Follow Sabah to see all developments in a single source on Google News.


News Entry
Mete Efendioğlu – Editor



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

‘We must keep our traditional values ​​alive’ – Last Minute News

Published

on


Kökbörü League 2026 Semi-Final Competitions, organized by the Turkish Traditional Wrestling and Equestrian Sports Federation (TGASDF), were held in İbradı district of Antalya. Representatives of NGOs and political parties and many sports fans attended the competitions. Speaking here, World Ethnosport Confederation Chairman Necmettin Bilal Erdoğan stated that they started their traditional sports journey in 2015 and said, “We established the ethnosport union, we are the largest traditional sports umbrella organization in the world. We said let’s introduce the javelin in Anatolia to our compatriots in Central Asia, and let’s introduce the kokbörü sport of our compatriots in Central Asia to Anatolia.

“Our Kyrgyz brothers were already playing Kökbörü among themselves, and our teams that did not know Kökbörü also learned it,” he said. Noting that the world was going through a complicated process, wars and genocides were taking place, Erdoğan stated that we cannot remain silent about what is happening in the world with the strong heritage from history and that we must be strong as a nation. Emphasizing that culture, belief, traditions and customs should be kept alive, Erdoğan said, “Culture is reflected in our food, sports, clothes and everything else. Therefore, the more we carry our old customs, traditions and customs to future generations, the more chance we have of keeping alive the values ​​that make us who we are. We are who we are as long as the values ​​that make us who we are live. That’s why we remember and keep our traditional clothes alive, around our traditional sports, and we keep our traditional music alive,” he said.

Follow Sabah to see all developments in a single source on Google News.


News Entry
Mete Efendioğlu – Editor



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

Fire solidarity – Breaking News

Published

on


Spain, which has been fighting forest fires for days, thanked Türkiye for sending support to the extinguishing efforts. Türkiye immediately responded to the call for help made through the European Union Civil Protection Mechanism due to uncontrolled forest fires in Spain. Ankara dispatched 2 fire extinguishing aircraft to the region with an emergency code to participate in fire extinguishing operations.

Türkiye’s air support move was welcomed in Spain. Spanish politician and European Parliament (EP) member Nacho Sanchez Amor thanked President Recep Tayyip Erdoğan and Türkiye for this solidarity move against the fire disaster.

IT’S NICE TO HAVE FRIENDS
Drawing attention to the solidarity between the two countries after the planes were sent in the message he shared on social media, Sanchez Amor said, “We thank Turkey and President Erdoğan for sending a plane to help the Spanish authorities in our fight against forest fires. It is nice to have friends around us. If the need arises (I hope such a situation does not happen), we are always ready to help you.”

THE FLAMES CANNOT BE EXTINGUISHED
The fight against ongoing forest fires in the capital cities of Madrid and Avila continues. Spain’s Military Emergency Unit (UME) announced that they were fighting three separate fires with 1,200 soldiers and 400 vehicles.

On the other hand, in France, which had difficulties in fighting fires, approximately 42 thousand hectares of land turned to ashes. The Ministry of Internal Affairs stated that the fire was now unpredictable. It has been reported that approximately 13 thousand fires have broken out since the beginning of the year in France, which is in the most difficult fire season in its history. More than 300 thousand people had to leave their homes in two countries, and thousands of people took shelter in emergency shelters.

Follow Sabah to see all developments in a single source on Google News.


News Entry
Mete Efendioğlu – Editor



Source link

Continue Reading

Daily Agenda

Extra fight between CHP and New Party

Published

on


The allegations that nearly 200 extras were brought to the badge-wearing ceremony attended by CHP Chairman Kemal Kılıçdaroğlu in Istanbul and that the hall was filled in this way were denied, accompanied by harsh criticism, from CHP Istanbul Provincial Chairman Gürsel Tekin and former CHP General Secretary Mehmet Sevigen. Gürsel Tekin, who held a press conference, said: “They did something that the devil would never think of.

We filed a criminal complaint immediately at night. At first, me and our friends were not involved in any dirty side. We did not set a trap for anyone. Whoever set this trap, even if it is my brother, dear prosecutors, you will go to the end. We will definitely find whoever is responsible for this FETO-like scheme. “What happens if there are 70 people missing in a huge hall, what happens if there are more?”

MEDIA TRACE FUNDS
Reacting to CHP Chairman Kemal Kılıçdaroğlu and the supporting media that broadcast bias against them, Tekin said, “700-800 of our friends around our hall could not even enter. Because the number of the hall was limited. Our kindness has reached the limit. We know what we have suffered from these for 10 months.” Tekin, who also revealed with his documents the invoices issued by Özel and his team to some media organs, said, “Burhanettin Bulut is looking at ‘media buying’. Aziz İhsan is buying Burhanettin, and Burhanettin is buying your news.

Yesterday the first two news were published by Akşam and BirGün. “Here are the invoices issued to Gazete Gündem,” he said. Tekin also showed the 3.5 million lira invoice that Özel and his team allegedly issued to BirGün Newspaper. Speaking to SABAH, former CHP General Secretary Mehmet Sevigen said, “I was there too. They tell stories. Don’t we have the power to find 200-300 people and give money to casting agencies? If we had such a problem, we would immediately bring 10 thousand men from the provinces and districts. I can’t understand what kind of CHP these people are creating in their minds. “I personally know 90 percent of the people in the hall,” he said. Meanwhile, the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office launched an investigation into the allegations upon the application of the CHP. In this crisis, which was reflected in the field after Özel and his team left the CHP and formed a New Party, there was no direct evaluation from the Özgür Özel front regarding the “extra” allegations.

Follow Sabah to see all developments in a single source on Google News.


News Entry
Mete Efendioğlu – Editor



Source link

Continue Reading

Trending